Publication:
İcra ve İflâs Kanunu Kapsamındaki Tasarrufun İptali Davasının Muvazaa İle İlişkisi

Loading...
Thumbnail Image

Date

Organizational Units

KU Authors

Journal Title

Journal ISSN

Volume Title

Research Projects

Journal Issue

Abstract

Borçlular bazı durumlarda borçlarını ödemek istemedikleri için sahip oldukları malvarlıklarını ellerinden çıkartacaklardır. Böylelikle borçlular alacaklıların kendilerine yöneltecekleri icra takiplerini etkisiz hale getirmek isteyeceklerdir. İşte İcra ve İflas Kanunu içerisinde, bu durumun yaşanmaması için alacaklılara, belirli şartlara sahip olmaları durumunda iptal davası açabilme imkânı verilmiştir. Bu kapsamda iptal davası şahsi bir niteliğe sahip eda davasıdır. Borçlu ve üçüncü kişi arasında gerçekleşen tasarrufun iptal davası sonucunda tasarrufa konu edilmiş olan malvarlığı değeri, sanki borçlunun malvarlığında kalmaya devam etmiş gibi kabul edilerek alacaklının gerçekleştireceği cebri icra işlemlerinden etkilenecektir. İptal davasına konu edilebilir tasarruflar İİK m.278 ve 280 arasında düzenlenmiştir. İptal davası sonucunda alacaklının alacağına ulaşmasını engelleyen tasarruf hakkında alacaklıya, daha önceden hiç olmamışçasına borçlu ile üçüncü kişiye yönelik olarak alacağın miktarı ile sınırlanmak üzere bir talep hakkı verilir. Bununla beraber ilgili tasarrufa konu olan malvarlığı açısından hak ve alacağın mülkiyetinin değişmesi gibi bir durum da söz konusu olmayacaktır. Yani özetle alacaklıya tanınmış olan bu talep hakkı, iptal davasının şahsi nitelikte olmasından kaynaklanacaktır. Tasarrufun iptal edilebilmesi için İcra ve İflas Kanunu kapsamında aranan şartlar haricinde Yargıtay bakımından da aranan şartlar mevcuttur. Aranan bu şartların sahip olduğu hukuki nitelik, doktrin içerisinde tartışma konusu yapılmıştır. Doktrin içerisinde yaşanan bu tartışma sebebiyle Yargıtay'ın iptal davası hakkında vermiş olduğu kararlar ve belirlediği içtihatlar zamanla değişiklik göstererek ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davası İİİK m.284 kapsamında davaya konu yapılacak olan tasarrufun gerçekleştiği tarihten beş yıl içerisinde açılmalıdır. İlaveten yine dava konusu yapılacak olan tasarruf hakkında dava açılabilmesi için kanunun öngörmüş olduğu belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmelidir. Muvazaa ise iki taraflı bir hukuki işlem kapsamında tarafların gerçekte olmasını istemedikleri bir işlemi başkalarını aldatma amacıyla farklı bir hukuki işlem olacak şekilde yapmaları veya herhangi bir şey yapmamaları olarak ifade edilebilecektir. Yani taraflar gerçek iradeleri ile bağdaşmayan bir hukuki işlem için farkında olarak ve anlaşarak beyan ve iradelerinde bilinçli bir uyumsuzluk oluşturmaktadırlar. Her ne kadar muvazaa ile İİK kapsamında düzenlenen tasarrufun iptali davası konu olarak birbirlerine benzemelerine rağmen bu ikisi arasında çok fazla farklılıklar mevcuttur. Söz konusu bu farklar, zamanaşımı ve ispat açısından bahsedilebilecektir. Muvazaalı işlemlerin son zamanlarda artmasıyla muvazaa sebebine dayalı tasarrufun iptali davaları da öğreti ve yargı kararları içerisindeki yerini almıştır. TBK. kapsamında ifade edilen muvazaa ve İİK kapsamındaki iptali davasının, muvazaa sebebiyle açılan iptal davası olarak ortaya çıkması özel bir niteliği ifade etmektedir. Çünkü muvazaa nedenine dayalı iptal davasının, güncel kanuni düzenlemeler içerisinde açıklandığı bir kanun maddesi olmamasına rağmen uygulamada söz konusu davaya ihtiyaç duyuluyor olması konunun önemini arttırmaktadır. İşte bu sebepten ötürü de hem doktrinde gerçekleşen tartışmalarda hem de Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlarda ilgili konu sıklıkla ele alınmaktadır.

Description

Citation

YILDIZ, E. (2025). İcra ve İflâs Kanunu kapsamındaki tasarrufun iptali davasının muvazaa ile ilişkisi (Tez No. 981233) [Yüksek lisans tezi, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ].

Endorsement

Review

Supplemented By

Referenced By

11

Views

6

Downloads