i T.C. İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MUHAMMED’İN IŞK-NÂMESİ ÜZERİNE DİL İNCELEMESİ YÜKSEK LİSANS TEZİ Canan Pınar TORUN Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hayati DEVELİ Anabilim Dalı: Türk Dili ve Edebiyatı Programı: Türk Dili ve Edebiyatı OCAK 2009 ii T.C. İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MUHAMMED’İN IŞK-NÂMESİ ÜZERİNE DİL İNCELEMESİ YÜKSEK LİSANS TEZİ Canan Pınar TORUN (0510080005) Tezin Enstitüye Verildiği Tarih: 31 Aralık 2008 Tezin Savunulduğu Tarih: 6 Ocak 2009 Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hayati DEVELİ Diğer Jüri Üyeleri: Prof. Dr. Musa DUMAN Yard. Doç. Dr. Oktay Selim KARACA OCAK 2009 iii ÖN SÖZ Bu çalışmada XIV. Yüzyıla ait bir eser olan Muhammed’in Işk-nâme adlı metninin şekil bilgisi (morfoloji), yapım ve çekim bahisleri ele alınarak incelenmiştir. Oğuzların dili temelinde gelişen Türkiye Türkçesinin öğrenilmesi tarihî dönemlerinin araştırılıp ortaya konulmasıyla mümkündür; bunun sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi ise tarihî metinlerin edisyon kritiklerinin ve dil incelemelerinin tamamlanmasına bağlıdır. Daha çok edebiyat tarihçisi dikkati ile yayımlanan kimi tarihî metinlerin bugüne kadar dilbilgisi yapıları ortaya konmamış; bu yüzden bunlar dil tarihçiliğinin istifadesinden uzak kalmıştır. Muhammed’in Işk-nâme’si de böyle metinlerden biridir. Biz bu eseri sadece şekil bilgisi yönünden işleyerek Eski Türkiye Türkçesi araştırmalarına bir katkı sağlamak istedik. Çalışmamızda Sedit Yüksel’in çevirisi esas alınarak 8702 beyitten oluşan Işk-nâme’nin her beytini oluşturan bütün kelimeler ayrı ayrı fişlenmiştir. Fişlenen bu kelimeler şekil bakımından tek tek incelendikten sonra dönemin Türkçesine uygun ve aykırı olan durumlardan bahsedilmiş ve değişikliklere dikkat çekilmiştir. Tez çalışmamın başlangıcından itibaren her konuda yardımını gördüğüm, beni ilmî açıdan yönlendiren değerli danışman hocam Prof. Dr. Hayati DEVELİ’ye ve bana yol gösteren bütün hocalarıma teşekkür ediyorum.. Canan Pınar TORUN iv İ Ç İ N D E K İ L E R 1. ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ .................................................................................. 1 1.1. Selçuklular Dönemi .......................................................................................... 3 1.2. Beylikler Dönemi ............................................................................................. 5 1.3. Osmanlılar Dönemi........................................................................................... 6 2. IŞK-NÂME ve YAZARI MUHAMMED HAKKINDA............................................... 7 2.1. Muhammed ve Hayatı ............................................................................... 7 2.2. Eserin Konusu ve Özeti: ............................................................................... 8 2.3. Eser Üzerinde Yapılan Çalışmalar:............................................................ 11 3. ŞEKİL BİLGİSİ ................................................................................................... 12 3.1. İSİM ÇEKİMİ................................................................................................ 12 3.1.1. Çokluk Eki:............................................................................................ 12 3.1.2. İyelik Ekleri:........................................................................................... 13 3.1.3. HÂL EKLERİ ........................................................................................... 18 3.1.3.1. Yalın (Nomunatif) Hâli: ................................................................. 18 3.1.3.2. İlgi (Genitif) Hâli Eki ....................................................................... 19 3.1.3.3. Yükleme (Akuzatif ) Hâli ............................................................... 23 3.1.3.4. Yönelme (Datif) Hâli ..................................................................... 25 3.1.3.5. Bulunma (Lokatif) Hâli .................................................................. 28 3.1.3.6. Ayrılma (Ablatif) Hâli .................................................................... 31 3.1.3.7. Eşitlik (Ekvatif) Hâli......................................................................... 33 3.1.3.8.Vasıta Hali (İnstrumental Hali)....................................................... 35 3.1.3.9. Gibilik Hâli...................................................................................... 37 3.1.3.10. Yön Gösterme (Direktif) Hali ...................................................... 38 3.1.4. Soru Edatı +mI ..................................................................................... 40 3.2. YAPIM EKLERİ ....................................................................................... 41 3.2.1. İSİMDEN İSİM YAPAN EKLER................................................................. 41 3.2.2. İSİMDEN FİİL YAPAN EKLER .................................................................. 49 3.2.3. FİİLDEN İSİM YAPAN EKLER .................................................................. 52 v 3.2.4. FİİLDEN FİİL YAPAN EKLER.................................................................... 58 3.3. FİİL ÇEKİMİ................................................................................................. 64 3.3.1. FİİL ÇEKİMİNDE ŞAHIS VE SAYI............................................................. 64 3.3.1.1. Zamir Kökenli Şahıs Ekleri : ............................................................ 65 3.3.1.2.İyelik Kökenli Şahıs Ekleri : .............................................................. 68 3.3.1.3. Emir Kipindeki Şahıs Ekleri : ........................................................... 70 3.3.2. ŞEKİL VE ZAMAN EKLERİ....................................................................... 72 3.3.2.1. Bildirme Kipleri............................................................................... 72 3.3.2.1.1. Görülen Geçmiş Zaman........................................................ 72 3.3.2.1.2.ÖĞRENİLEN GEÇMİŞ ZAMAN ................................................. 74 3.3.2.1.3 GENİŞ ZAMAN.......................................................................... 75 3.3.2.1.4. GELECEK ZAMAN ................................................................... 78 3.3.2.1.5. ŞİMDİKİ ZAMAN....................................................................... 81 3.3.2.2. TASARLAMA KİPLERİ...................................................................... 81 3.3.2.2.1. İSTEK KİPİ.................................................................................. 81 3.3.2.2.2. EMİR KİPİ.................................................................................. 85 3.3.2.2.3. ŞART KİPİ.................................................................................. 86 3.3.2.2.4. GEREKLİLİK KİPİ........................................................................ 87 3.4. EK-FİİL ........................................................................................................ 88 3.5. BİRLEŞİK KİPLİ FİİLLER ........................................................................ 90 3.5.1. Birleşik Kipli Fiillerin Hikâyesi : ............................................................... 90 3.5.2. Birleşik Kipli Fiillerin Rivayeti : ............................................................... 91 3.5.3. Birleşik Kipli Fiillerin Şartı : ..................................................................... 92 3.6. BİRLEŞİK FİİLLER....................................................................................... 93 3.6.1. İsimlerden yardımcı fiillerle yapılan birleşik fiiller: .............................. 93 3.6.2. Tasvir Fiilleri........................................................................................... 94 3.7. FİİLİMSİLER................................................................................................... 97 3.7.1. İSİM FİİLLER ........................................................................................... 98 3.7.2. SIFAT FİİLLER ....................................................................................... 100 3.7.3. ZARF FİİLLER........................................................................................ 105 vi 4. SONUÇ ............................................................................................................ 110 5. KAYNAKÇA..................................................................................................... 111 vii Enstitüsü : Sosyal Bilimler Anabilim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı Programı : Türk Dili ve Edebiyatı Tez Danışmanı : Prof. Dr. Hayati DEVELİ Tez Türü ve Tarihi :Yüksek Lisans-Ocak 2009 KISA ÖZET Muhammed’in Işk-nâmesi Üzerine Dil İncelemesi Canan Pınar TORUN Daha çok edebiyat tarihçisi dikkati ile yayımlanan kimi tarihi metinlerin bugüne kadar dilbilgisi yapıları ortaya konmamış; bu yüzden bunlar dil tarihçiliğinin istifadesinden uzak kalmıştır. Bu gibi eserlerin dil verilerinin ortaya konması Türk dili tarihi açısından önemlidir. Dil ve edebiyat tarihimiz açısından önemli metinlerden biri de Muhammed’in Işk- nâme isimli mesnevisidir. Bu metin Sedit Yüksel tarafından yayımlanmış1 olmakla birlikte çalışmada metnin dil özellikleri ayrıntılı olarak gösterilmemiştir. Bu çalışmanın konusu Muhammed’in Işk-nâmesinin yapı bilgisi (morfoloji) özellikleridir. Çalışmamız Sedit Yüksel’in yayımına dayanmaktadır. Çalışmamızın başında Eski Türkiye Türkçesinin genel özelliklerinden bahsettikten ve Işk-nâme ile yazarı Muhammed hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra çalışmamızın temelini oluşturan şekil bilgisi bahsine geçtik. Bu bölümü isim ve fiil çekimi olarak ikiye ayırdıktan sonra her bahsi kendi içerisinde alt başlıklarda topladık. Eski Türkiye Türkçesi dönemindeki özelliklerle Işk- nâme’nin benzer ve farklı özelliklerini değerlendirdik. Bu sayede Eski Türkiye Türkçesi araştırmalarına bir katkı sağlamak istedik. Anahtar Kelimeler: Eski Türkiye Türkçesi, Işk-nâme, Muhammed, Tarihsel Yapı Bilgisi (Morfoloji). Bilim Dalı Sayısal Kodu: 1 Sedit Yüksel, Mehmed Işk-nâme, Ankara: Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları, 1965. viii Institute: Social Sciences Department: Turkish Language and Literature Program: Turkish Language and Literature Supervisor: Prof. Dr. Hayati DEVELİ Dissertation and Date: Master of Arts, January 2009 ABSTRACT A Linguistic Analysis of Muhammed’s Işk-nâme Most of the historical texts that were exposed to the analyses of literary historians have been published without an awareness of their linguistic aspects and thus remained devoid of the contributions of the linguistic studies. This study, therefore, is an attempt to analyse the formal and linguistic aspects of Işık-Name which was translated into modern Turkish by Sedit Yüksel. The first part of the study aims at elucidating the main characteristics of Old Anatolian Turkish taking the Işık- Name of Muhammed as the target text to trace the formal traits of the language of the time. This part of the study approaches the language under the titles of inflectional verbs and inflectional nouns. Muhammed’s Işık-Name has been taken as the target text to compare and contrast Modern and Old Anatolian Turkish’s grammatical traits to humbly contribute to the lingusitic studies of Turkish. Key Words: Old Anatolian Turkish, Işk-nâme, Muhammed, Historical morphology, Science Code: 1 1. ESKİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ X. yüzyıldan itibaren Orta Asya’dan Batı’ya göç eden Oğuzların, XII. yüzyılın sonlarında kendi lehçelerine dayalı olarak Anadolu’da kurup geliştirdikleri edebi yazı diline Eski Türkiye Türkçesi denilmektedir.2 Eski Türkiye Türkçesinin başlangıcını belirleyen eserlerin tamamı elimize geçmiş değildir. Dönem eserlerinin büyük bir kısmı da daha sonraki yüzyıllarda istinsah edilmiş metinlerdir. Bu bakımdan devrenin başlangıç ve bitiş tarihlerini kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Ancak XV. Yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ve siyasi birliğin kurulması ile Türkçenin de ilim ve kültür dili olarak kudretini kazandığı ve Osmanlı Türkçesine geçiş olarak kabul edilen dönemi, Eski Türkiye Türkçesinin bitiş yılları olarak değerlendirmek mümkündür.3 Oğuzların Anadolu’ya gelmelerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar olan süreyi içine alan dönemin dilinin adlandırılması konusu farklı çalışmalarda tartışılmıştır. Anadolu’da Türk siyasi birliğinin sağlanamadığı 1300- 1500 yılları arasındaki dönemden kalma çok sayıda eser vardır. Eserlerin dilinin kendi içerisinde bir birlik oluşturmadığı bu dönemi türkologlar; Eski Anadolu Türkçesi, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Osmanlıca4, Eski Anadolu Oğuzcası, Eski Oğuzca5 olarak adlandırmaktadırlar. Ancak bu terimlerin hepsi tartışmaya açıktır. Çünkü Türkler XIV. Yüzyılın sonlarında Balkanlara yayılmışlar, XV. yüzyıldan itibaren Saraybosna’dan Bağdat’a, Belgrat’tan Kahire’ye kadar çok uzak bölgelere Türkçe konuşan memurlar ve askerler gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve kültürel bir güç olarak gelişmesine paralel bir biçimde dil özellikleri bakımından 2 Gürer Gülsevin, Erdoğan Boz, Eski Türkiye Türkçesi, Ankara: Gazi Kitabevi, 2004, 29. 3 Mustafa Özkan, Türk Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Türkiye Türkçesi, İstanbul: Filiz Kitabevi, 2000, 59. 4 Nurettin Demir, Emine Yılmaz, Türk Dili El Kitabı, Ankara: Grafiker Yayınları, 2003, 83. 5 Gürer Gülsevin, Erdoğan Boz, a.g.e., s.29. 2 XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan dönemin diline Eski Türkiye Türkçesi, bu tarihten sonraki dönemin diline de Osmanlıca denilmektedir. Ancak Eski Türkiye Türkçesine has dil özelliklerinin bir anda ortadan kalkmadığı, sonraki yüzyıllarda yazılmış eserlerde de görülmeye devam ettiği söylenebilir. Bu yüzden yeni dönemi XV. yüzyılın sonlarından başlatanlar da vardır. Eski Türkiye Türkçesi kendi içerisinde; 1. Selçuklular Dönemi (XI.-XIII. yüzyıllar arası) 2. Beylikler Dönemi (XIV. yüzyıl) 3. Osmanlılar Dönemi ( XV. yüzyılın ortalarına kadar) olmak üzere üç döneme ayrılabilir.6 XIII. ve XV. yüzyılları Tarihi Tükiye Türkçesi veya Eski Anadolu Türkçesi terimleriyle karşılayan, Eski Türkiye Türkçesi teriminin olsa olsa Selçuklu Dönemi Türkçesini karşılayabileceğini söyleyen bu yüzden de bu terimleri benimseyen Faruk Kadri Timurtaş, Oğuzlar tarafından oluşturulan yazı dilini biraz daha farklı bir biçimde ele almış ve şu şekilde sınıflandırmıştır: I. Tarihi Türkiye Türkçesi (XIII.. ve XX. yüzyıllar) 1. Eski Anadolu (Türkiye) Türkçesi (XIII.-XV. yüzyıllar) a. Selçuklu Türkçesi (XIII. yüzyıl) b. Eski Osmanlıca (XIV.-XV. yüzyıllar) 2. Osmanlı Türkçesi (XVI.-XX. Yüzyıllar) a. Klasik (Orta) Osmanlıca (XIV. - XIX. Yüzyıl ortası) b. Yeni Osmanlıca (XIX. Yüzyıl ortası-XX. Yüzyıl başı) II. Modern (Yeni) Türkiye Türkçesi (XX. Yüzyıl) a. Yazı Dili (Yeni Türkçe) b. Anadolu Halk Ağızları 7 6 Nurettin Demir, Emine Yılmaz, age. s.83 - 84. 3 1.1. Selçuklular Dönemi Tarihi kaynaklardan edinilen bilgilere göre Oğuzlar, X. Yüzyılda Siriderya boyları ile Aral Gölü kıyılarında merkezi Yenikent olmak üzere bir devlet meydana getirmişlerdi. Bu bölgelerde bazı şehirlerde kuran Oğuzlar, burada yüksek kültürlü yerleşik bir hayata geçmişlerdi. Oğuzların bir kısmı daha sonra Buhara’ya göç ederek oraya yerleştiler. XI.-XII. yüzyıllar arasında Harezm’in Türkleşmesinde rol oynayan Oğuzlar, Aral Gölü ve Siriderya yakasından Horasan’a kadar uzandılar ve burada 1040 yılında Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdular. Büyük Selçuklu Devleti’ni kurduktan bir süre sonra büyük kitleler halinde İran, Azerbaycan yoluyla Anadolu’ya gelerek Anadolu’yu Türkleştirerek bu bölgede 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’ni meydana getirdiler. Böylece Aral ve Siriderya boylarından Anadolu içlerine kadar uzanan bölgede büyük bir hakimiyet kurdular. Ancak Oğuzların bu siyasi varlıklarına paralel olarak XI. yüzyılda ayrı bir yazı diline sahip olup olmadığı henüz tam olarak aydınlatılmış değildir. Gerçi Kaşgarlı Mahmud Divanü Lugati’t- Türk’te Karahanlı Türkçesi ile Öteki Türk boylarının konuştuğu Türkçeyi şu şekilde karşılaştırmıştır: “ Kırkız, Kıfçak, Oğuz, Toxsı, Yağma, Çigil, Uğrak, Çaruk boylarının öz Türkçe olarak yalnız bir dilleri vardır. Yemeklerle Başgırtların dilleri bunlara yakındır. Rum diyarındaki Beçeneklere kadar Suvar, Bulgar dilleri –bir düziye kelimelerin sonu kesilip kısaltılmış- bir Türkçedir. Dillerin en yeğnisi Oğuzların Oğuzların en doğrusu ise Toxsı ile Yağmaların dilidir. Uygur şehirlerine varıncaya dek “Ertiş, Ila, Yamar, İdil”, ırmakları boyunca oturan halkın dili doğru Türkçedir. Bunların en açık ve en tatlısı Hakaniye=Hakanlılar Ülkesi halkının dilidir.” 8 7 Faruk Kadri Timurtaş, Tarih İçinde Türk Edebiyatı, İstanbul: Vilayet Yayınları, 1981, s.54. 8 Kaşgarlı Mahmud, Çev. Besim Atalay, Divanü Lûgat-it-Türk, Ankara: TDK Yayınları, 2006, I, s. 30. 4 Kaşgarlı’nın Divanü Lugati’t-Türk’te Oğuzca hakkında verdiği bilgiler, Oğuz Türkçesinin XI. yüzyılın ikinci yarısındaki dil durumu hakkında bir fikir vermekle birlikte, bunlar bir yazı dili özelliği vermekten ziyada Oğuz Türkçesini öteki kollardan ayıran bir ağız özelliği niteliğindedir. Bu da Oğuz şivesinin XI. yüzyılın sonunda henüz ayrı bir yazı dili hâlinde olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte Oğuzcanın zengin bir halk edebiyatına sahip olduğu ve Gazneliler devrinde Oğuz şiirinin varlığı tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır.9 Bu dönemde Orta Asya’da ortak bir yazı dilinin devam ettiği gözlenmekte olup henüz daha yeni yazı dilleri şekillenmemiştir. Yeni yazı dilleri ancak XII. yüzyılda ortaya çıkan gelişmelerle oluşmaya başlamış ve bu gelişmenin ana yurdu Harezm bölgesi olmuştur. İşte Oğuz şivesinin Karahanlı Türkçesinden ayrılmaya başladığı dönem de XII.-XIV. Yüzyıllar arasını kapsayan dönem olmuştur. XI. yüzyıl sonlarında Malazgirt Zaferi’nin ardından çeşitli Türk boyları Anadlu’ya gelip yerleştiler. Anadolu’ya gelip yerleşen bu boyların çoğunluğunu Oğuzlar oluşturduğundan burada şekillenen edebi lehçenin esasını da tabii olarak Oğuzca teşkil etti. Anadolu’ya gelen Oğuzlar buraya bütün edebi geleneklerini de getirerek Orta Asya ile olan bağlarını da devam ettirmişlerdi. Bunun yanında öteki şivelerin edebi mahsulleri de çeşitli vesilelerle buralara gelmekteydi. Bu bakımdan Selçuklular devrindeki Anadolu Türkleri ile doğudaki diğer Türkler arasında sağlam bir kültür münasebbeti bulunmaktaydı. 10 Ancak Anadolu’ya gelen bu Oğuzların yazılı bir edebiyatlarının olup olmadığı ve Anadolu Selçuklu devleti’nin kurulması ile başlayan dönemin XIII. yüzyıldan önceki dil durumu tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Mustafa Özkan, 9 Fuat Köprülü, “Gazneliler Devrinde Türk Şiiri”, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, VII/2, 1929, s.81- 83. 10 Fuat Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: 1980, s. 333 5 Anadolu’da gelişen edebiyatın XIII. yüzyıldan önce başladığına dair henüz doyurucu bir bilginin olmadığını belirtmiştir.11 Selçuklular dönemine ait eserlerin sayısı çok fazla olmamakla birlikte günümüze kadar gelmiş eserlerde daha çok ahlaki-dini nitelikli eserler olup, halka dini konuları anlatmak amacıyla yazılmış didaktik nitelikli eserlerdir. 1.2. Beylikler Dönemi Beylikler Dönemi, Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından Osmanlı Devleti’nin İmparatorluk hâline gelene kadar geçen dönemi kapsamaktadır. XIII. yüzyıl sonu ile XV. yüzyıl başlarına kadar uzanan bu dönemde Türk Dili Selçuklu Dönemi’nin devamı olarak artık Eski Türkçenin izlerinden arınmış başlı başına bir yazı dili olma konumuna gelmiştir. Dilin bu gelişimin de Anadolu beyliklerinin önemi ve etkisi oldukça fazladır. Selçuklu Dönemi’nde Arapça ve Farsçanın etkisine rağman yazı dili olarak varlığını bir ölçüde hissettiren Türkçe beylikler devrinde ön plana geçmiş ve gelişmiş bir yazı dili olarak genel anlamda kuruluşunu bu devirde sağlamıştır. Bu özelliği dolayısıyla Beylikler Dönemi Eski Türkiye Türkçesi için ayrı bir önem teşkil etmektedir. Selçuklu Döenmi’ndeki eser noksanlığına karşılık Beylikler Dönemi’nde eser bolluğu yaşanmış; çok sayıda telif ve tercüme niteliğindeki eserler, hemen hemen her beyliğin sınırlarında verilmiştir. Eserler alanında meydana gelen bu gelişmeye beylerin kendileri de hususi olarak destek vermişlerdir. Korkmaz’a göre; Selçuklu Devleti’nin yıkıntısı üzerine kurulmuş olan Anadolu Beylikleri Devri doğrudan doğruya Türkçeye dayalı yerli ve milli bir yazı diline geçiş devridir. Selçuklu Anadolusundaki yalnız halka yararlı olacak eserleri Türkçe yazma eğilimine karşı, bu devirde Türkçeyi bütünü ile ve şuurlu olarak bir yazı dili hâline getirme hedefi ağır basmış durumdadır. 12 11 Mustafa Özkan, a.g.e., s.62. 12 Zeynep Korkmaz, “Anadolu Yazı Dilinin Tarihi Gelişmesinde Beylikler Devri Türkçesinin Yeri“ Türk Dili Üzerine Araştırmalar, Ankara: TDK Yayınları, 1995, I, s.420 6 1.3. Osmanlılar Dönemi Bu dönem Anadolusunda; Oğuz asıllı olan Karamanoğulları, Germiyanoğulları, İsfendiyaroğulları, Aydınoğulları, Osmanoğulları gibi Türk beylikleri arasında yaşanan toprak ve siyasi üstünlük kurma mücadeleleri uzun yıllar sürmüş ve XIV. yüzyıl sonlarında bu mücadeleyi Osmanlılar kazanarak öteki Türk beyliklerine hakim duruma gelmiş, siyasi birliği sağlamış ve Rumeli’ye geçmiştir. Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılın ortalarına doğru sınırlarını genişletmesi ve siyasi birliğini kurmuş olmasıyla birlikte Anadolu’da bir yazı birliği de sağlanmıştır. XIV. yüzyıldan sonra Beylikler Dönemi’nde görülen sade Türkçe ile yazma geleneği yavaş yavaş terk edilmeye başlanmıştır. Büyük bir imparatorluğun devlet dili hâline gelmeye başlayan Türkçe; gittikçe eski sadeliğini yitirerek yabancı unsurlarla yoğunlaşmış, halkın dilinden ayrı bir nazım ve nesir dili halinde gelişme göstermiştir. Bu dönem eserlerinde önceki yüzyılın eserlerinde görülen açık ve anlaşılır ifade şekli yerini karışık ve anlaşılmaz bir ifade tarzına bırakmıştır. Özkan bu dönemi, Eski Türkiye Türkçesinden Osmanlı Türkçesine geçiş olarak değerlendirmektedir. Zira Özkan, bu dönemin eserlerinde bir geçiş döneminin bütün özelliklerini bir arada görmenin mümkün olduğunu belirtmiştir. 13 13 Mustafa Özkan, a.g.e., s.85. 7 2. IŞK-NÂME ve YAZARI MUHAMMED HAKKINDA14 2.1. Muhammed ve Hayatı Işk-nâme 14. y.y.da Muhammed tarafından yazılmış önemli mesnevilerden biridir. Ancak mesnevinin müellifi Muhammed’in nerede doğduğu, yaşadığı ve öldüğüne dair herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Sedit Yüksel Işk-nâme’nin yazarının ismini her ne kadar “Mehmed“olarak söylese de Muhammet Yelten “Muhammed“ olduğunu belirtmiştir. Her iki isminde Osmanlı harfleriyle yazımı aynı olduğundan böyle bir karışıklık olmuş olmalıdır. Bizce de Işk-nâme’nin yazarı Muhammed’dir ve yazar isminin Muhammed olduğunu eserin iki yerinde zikretmektedir: ‘İnÀyet eylegil ta kim muóallet / Ola rÀzı Muóammedden Muóammed (213) Muóammed úuluña bir òoş naôar úıl / Sağışsuz hem günÀhından güzer úıl (8675) Işk-nâme’nin yazılış tarihi, eserin sonunda “Der Tarîh-i Kitâb“ başlıklı bölümde 10 Rebîü’l-âhir 800 (3 Ocak 1398) olarak gösterilmektedir. Buna göre, Muhammed’in yaklaşık olarak, XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın ilk dörtte biri içinde yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Uzunca süren Işk-nâme dîbâcesinde, şair kendi hayatından çok, eseri hakkında bilgi vermektedir. “Kitâb Düzildügünün Sebebi ve Ululardan Özr Dilemek“ başlıklı bölümde şair, hayatın faniliğinden, dünyaya güvenmenin doğru 14 Çalılşmamızın bu bölümü şu kaynaklardan özetlenmiştir: Sedit Yüksel, Mehmed Işk-nâme, Ankara: Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları, 1965; Muhammet Yelten, “Işk-nâme“, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 19. C., İstanbul: Diyanet Vakfı Neşriyat, 1999, s.214-215, Amil Çelebioğlu, Türk Edebiyatı’nda Mesnevi, İstanbul: Kitabevi, 1999, s. 71-72. 8 olmadığından bahsederek sözü kendisine getirmiş ve ömrünün istediği gibi geçmediğinden şikayet etmiştir. Muhammed Mısır’da başlayıp Anadolu’ya döndükten sonra tamamladığı Işk-nâme’sini Emir Süleyman’a sunmuştur. Eserin M. 1398 tarihinde bitirilmiş olduğu ve şairin Süleyman’ı Şah ve Sultan unvanları ile andığı göz önüne alınacak olursa bu sunma olayının, onun saltanat süresi (1403- 1411) içinde ve Edirne sarayında vukua gelmiş olması gerekir. Bununla beraber, hükümdarla Muhammed’in arasındaki yakınlığın ne derecelerde olduğunu gösterecek bir belge elde yoktur. Işk-nâme’nin muhtevası, şairin yer yer temas ettiği konular onun, zamanının klasik kültürüne sahip bulunduğunu ve dibâcede Senaî, Sa’dî, Firdevsî ve Kaanî’nin adlarını anması İran edebiyatına vakıf olduğunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen şairin düzenli bir öğrenim görüp görmediği kesin olarak bilinmemektedir. 2.2. Eserin Konusu ve Özeti: Işk-nâme’nin dikkati çeken özelliği edebiyatımızın ilk mesnevilerinden farklı olmasıdır. Nitekim, 14. yüzyılın ortalarına kadar, ahlakî, dinî- tasavvufî ve destanî-hamasî konuları işlemeye devam eden mesnevi edebiyatımız, bu yüzyıl şairlerinden Hoca Mes’ud Bin Ahmed ve onun yeğeni İzzeddin’in İran örneklerinden çeviri yoluyla meydana getirdikleri (751/ 1350) telif tarihli, Süheyl ü Nevbahar adını taşıyan mesnevileriyle, dikkate değer bir yenilik ve değişiklik gösterir. Eserde gayesi “vuslat“ olan tam anlamıyla gerçek ve beşeri bir aşk anlatılmaktadır. Yine 13.yüzyıl şairlerinden Şeyyad Hamza ve Suli Fakih’in Yusuf u Zelihâ’ları vardır. Fakat, konunun dini olması, bir peygamberin hayatını anlatması dolayısıyla, şairler eserlerini işlerken his ve hayallerini sınırlandırmak zorunda kalmışlar ve konuya istedikleri şekli vermek imkânından yoksun bulunmuşlardır. Hele Şeyyad Hamza, Yusuf u Zelihası’nda münasebet düşürerek, Kur’an’dan arada bir iktibas ettiği ayetler ve bunların açıklamaları ile, eserine daha da dini bir mahiyet vermiştir. Bu bakımdan Yusuf u Zeliha’yı Süheyl ü Nevbahar ile bir arada tutmaya imkân yoktur. 9 Süheyl ü Nevbahar’ın ele aldığı dünyevî aşk, daha sonra Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşid-nâmesinde (789-1387); bir dereceye kadar, Ahmedî’nin İskender-nâmesinde (792-1390), kitabın ancak bir bölümünü kapsamaktadır ve nihayet Muhammed’in Işk-nâme’sinde hakim olan konu işlenmekte devam edecek ve bir sonraki yüzyılın başlarında Şeyhî tarafından meydana getirilecek olan Hüsrev ü Şirin mesnevisi ile, tekerrür etmiş bir “tarz“ halini alacaktır. Muhammed, eserin ana teması olan aşkı işlerken sevgililer arasındaki hissi bağları, onların ruh hallerini, davranışlarını, kendinden öncekilerin aynı mahiyetteki eserlerinde rastlamadığımız bir şekilde, ayrıntılara inerek, bütün incelikleriyle vermeye çalışmıştır. Eserde ele alınan aşkın ilahi aşkla hiçbir ilgisi yoktur. Bu aşk, gayesi vuslat olan beşerî ve maddî bir aşktır. Muhammed, eserin ikinci ve üçüncü derecedeki kahramanları arasında geçen aşkları da dile getirerek, eserin ağırlık merkezini aşk temi üzerine yoğunlaştırmıştır. Muhammed, maddî aşkın tasvirinde kendini hiçbir kayıtla bağlı görmez, İki sevgilinin vuslata ermeleriyle sona eren eserin, bu kavuşmayı canlandıran sayfalarında gerdek ve zifaf bir dereceye kadar mecazî bir dille de olsa en küçük ayrıntılarına varıncaya kadar anlatılmaktadır. Aşktan sonra, eserde ayrılık ve ölüm gibi başlıca iki büyük tem üzerinde de durulmuştur. Muhammed, eserini elinden geldiği kadar Türkçe kelimelere yer vererek, açık ve sade bir dille kaleme almaya gayret etmiştir. Eserde, içinde Arapça ve Farsça kelimeler bulunmayan beyitler az değildir. Sanatçının sahip olduğu üslup ise “sadelik ve samimilik“ ile karakterize edilmiştir. Işk-nâmenin mühim bir üslup özelliği de mahalli ifade unsurlarına çokça yer vermiş olmasındadır. Eserde atasözleri, halk deyimleri, halk arasında yaygın teşbihler, kendinden önce meydana getirilmiş olan benzer vasıflı mesneviler (Süheyl ü Nevbahar, Hurşid-nâme) de rastlananlardan daha fazla yer tutmaktadır. 8702 beyitten oluşan ve mefâîlün mefâîlün feûlün vezninde olan, içerisinde aynı vezinde ve değişik vezinlerde gazellerin mevcut olduğu Işk-nâme; tevhidleri 10 naatları dört halife medhi sebeb-i telif Emir Süleyman ve Hamza Paşa metihleri hâtime-i kitab ve tarih-i kitab kısımlarıyla tamamen tertip husisiyetlerine uygun bir eserdir. Masal ve dinî unsurların az, didaktik ve hikemî mısraların nisbeten fazla bulunduğu Işk-nâme, beşerî bir aşkı konu almaktadır. Bu eserde muhtelif macera ve aşklar içiçe ise de esas kahramanlar Ferruh ve Hüma’dır. Hikâyenin özeti şöyledir: Numan Şah’ın hiç çocuğu olmamaktadır. Müneccimler, Maşrık diyarında üç beni olan çok güzel bir kız bulunduğunu, Şah onunla evlenirse bir oğlu olacağını haber verirler. Söylenen özellikteki kız, Çin ülkesinde bulunur ve Numan Şah üç benli bu güzelle evlenir. Ferruh adını koyduğu bir oğlu dünyaya gelir. Ferruh büyüdüğü zaman Hıtay şahının kızı Hüma’ya âşık olur. Vezirin oğlu ve aynı zamanda arkadaşı olan Hurrem’le birlikte Hüma’yı aramaya çıkar. Aynı zamanda Hüma da rüyasında gördüğü Ferruh’a âşık olmuştur. Nihayet Ferruh Hüma’nın yaşadığı şehre gelir ve iki sevgili Hüma’nın dadısı Parsa aracılığıyla buluşurlar. Bu arada Hindistan Padişahı Erdşir, oğlu Şehlâ için, diğer yandan da Kişmir şahı Ray, oğlu Âlemşah’a Hüma’yı istemek için Hıtay’a gelmişlerdir. Hümayun iki şahı kapıştırarak kızını galip gelen Âlemşaha verir. Âlemşah Ve Hüma Kişmir’e doğru yola çıkarlar; ancak Ferruh, Hüma ve Hurrem anlaşarak kaçmışlardır. Çeşitli maceralardan sonra âşıklar biribirlerini kaybederler. Hüma bir sahil şehrine varır. Oranın beyi Hüma’ya aşık olur. Hüma buradan bir gemiye binip kaçar. Bu defa da geminin sahibi ona âşık olmuştur. Gemi bir limana uğrayıp sahibi karaya çıktığı sırada Hüma mürettebatı etkiler ve onların başı olur. Geminin sahibini bırakarak uzaklara açılırlar. Dokuz gün sonra Hüma, Ferah şehrine gelir. Bu şehrin padişahı da bir yıl önce ölmüştür. Veliahd bırakmadığı için dışarıdan gelecek 11 birisinin padişah olarak kabul edilmesini vasiyet etmiştir. Hüma yüzünü örter ve kendini Hoten şahını oğlu diye tanıtır. Halk tarafından sevilen Hüma tahta geçer. Numan Şah, oğlunun kaybolmasından dolayı Hengam’ı onu aramak için göndermiştir. Hengam pek çok maceradan sonra Hurremle karşılaşır ve yolları Ferah şehrine düşer. Yanlarında Hurrem’in sevgilisi Zor Şahı’nın kızı vardır. Babası evlenmelerine izin vermediği için kaçmışlardır. Bunlar Hüma’nın huzuruna çıkarlar. Hüma Hurrem’i tanır ve kendisinin sırrını açıklar. Zor Şahı aşıkların teslimini istese de Hüma yanaşmaz ve savaş olur. Hüma galip gelir. Hurrem sevdiğiyle evlenir ama gerdek gecesinde yatağa gizlenen bir yılan kızı öldürür. Hurrem tekrar yola koyulur ve Ferruh’u aramaya başlar. Bir hayli maceradan sonra Ferruh Bezm şehrinde Hurrem’le buluşur. İkisi birlikte Hüma’nın padişah olduğu şehre ulaşırlar. Hüma şehir halkına sırrını açıklar ve Ferruh’un hükümdar olmasını ister ve Ferruh tahta geçer. Yine pek çok macera yaşanır ve en sonunda Numan Şah oğlunu büyük bir törenle karşılar. Hüma ile Ferruh’un evlilik törenleri yapılır ve Ferruh babasının yerine tahta geçer. 2.3. Eser Üzerinde Yapılan Çalışmalar: Işk-nâme’nin bilinen tek nüshası Paris Bibliothèque Nationale’de olup (Suppl., Turc., nr. 604) bizimde çalışmamızda neşrini temel aldığımız Sedit Yüksel tarafından yayımlanmıştır. Daha sonra Andreas Tietze Sedit Yüksel’in neşrinden faydalanıp eseri, içinden seçtiği beyitlerle özetlemiş ve Türk dili tarihi açısından değerlendirmiştir (Der Orient Forschung, s. 660-685). 12 3. ŞEKİL BİLGİSİ 3.1. İSİM ÇEKİMİ İsimler dilde kök ya da gövde olarak veya çekimli şekilleri ile yani işletme ekleri alarak kullanılırlar. İsim çekim ekleri adı altında toplanan bütün kelime çeşitlerine dilde işleklik veren eklerdir. Çekim ekleri, isim kök ve gövdelerinin başka kök ve gövdelerle münasebete getiren, onların kelime gurupları ve cümleler içinde görev almasını sağlayan eklerdir. Bu ekler çokluk eki, iyelik ekleri, hâl ekleri ve soru edatıdır.15 3.1.1. Çokluk Eki: Çokluk eki isimlerin çokluk şekillerini yapan işletme ekidir. Çokluk eki, Türkçede eskiden beri +lAr olarak ünlü uyumuna uygun kullanılmıştır.16 +lAr eki hem belirli sayıda (sayı bilinmese bile) bir çokluk kastediyorsa hem de bütünü meydana getiren sınıf gösterilecekse kullanılır. 17 Işk-nâme’de daha önceki yüzyıllar Anadolu Türkçesinden ve bugünkü yazı dilinden farklı bir durum yoktur ve şu örneklerde tespit edilmiştir: kılıçlar (3021), ağılar (3005), yirler (1101), güller (1081), kişiler (2492), şeftalüler (2420), göklere (1021), gussalar (1018), işler (2), begler (3976), nerkisler (1025), saçlar (1004), behalar (986), giceler (981), mihnetlere (3031), dikenler (41), kullar (114), yürekler (3660), balıklar (3660), sözler (2756), ulular (2775). 15 Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, İstanbul: Bayrak Yayınları, 2000, § 348 16 A. Von Gabain, Eski Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2003, s.62; Faruk Kadri Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi, İstanbul: Enderun Kitabevi, 1994, s.64; Muharrem Ergin, a.g.e., § 349; Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2003, s. 257; Mustafa Özkan, a.g.e.,, s.111; Gürer Gülsevin, Eski Anadolu Türkçesinde Ekler, Ankara: TDK Yayınları, 2007, s. 8. 17 Gürer Gülsevin, a.g.e, s. 8. 13 3.1.2. İyelik Ekleri: Eski Türkiye Türkçesindeki iyelik ekleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Teklik Çokluk 1. Şahıs +(U)m +(U)mUz 2. Şahıs +(U)ñ +(U)ñUz 3. Şahıs +sI, +I +lArI 1. Şahıs İyelik Ekleri +(U)m: Teklik 1. şahıs iyelik eki Eskiden beri -m olarak kalmıştır.18 Bu ek; ünlü ile biten kelimelere doğrudan ünsüzle biten kelimelere ise araya yardımcı ünlü alarak getirilir. Yardımcı ünlü u, ü ünlüsü olmasına rağmen çok az miktarda düz ünlü ile bağlandığı örnekler de vardır. Bu ek Eski Türkçe döneminde eklendiği kelimenin ünlü durumuna göre her iki uyuma da girebilen bu ekin yardımcı ünlüsü Eski Türkiye Türkçesi Dönemi’nde genel itibariyle yuvarlak olmuştur. Bu yuvarlaklaşmanın /m/ dudak ünsüzü tesiriyle olduğunu kabul edilmektedir.19 Işk-nâme’de de bu ek yuvarlak ünlülüdür: günahum (219), odum (979), gönlüm (979), dimağum (980), sıfatum (980), gicelerüm (981), ‘aúlum (1015), tenüm (1018), ferağum (1084), òÀùırum (1084), çihrem (1086), vücudum (1086), içüm (1109), canum (1110), gözüm (1112), işüm (1112), gördüğüm (1114), yanum (2460), bildüğüm (2615), başum (3000), toprağum 18 Muharrem Ergin, a.g.e., , §350; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 111; 19 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s.33; Hayati Develi, “Mi‘rÀc-nÀme“, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Film Merkezi, 1998, s.120. 14 (3002), kulum (3005), kemínem (3032), hazinem (3032), azizem (3033), tahtum (4560), kızum (5331), dilüm (5331), ciğerüm (6457), bahtum (6511), yirüm (7308), necatum (7645), gözüm (8339), elüm (8442), yoldaşum (8698). +(U)mUz: Çokluk 1. şahıs eki; Eski Türkçede ve bugünkü şekilde vokal uyumuna bağlı olarak +mXz şekillerindeyken Batı Türkçesine geçişle birlikte Eski Türkiye Türkçesinde ekin yalnız yuvarlak şekli kullanılmış, düz ünlülü isim köklerinde dahi yalnız yuvarlak ünlülü şekilleri getirilmiştir. Buradaki yuvarlaklaşma da yine teklik şahsında olduğu gibi m tesiriyle oluşmuştur.20 Işk-nâme’de de farklı kullanımına rastlanılmamıştır: gönlümüz (2466), işümüz (3530), ardumuz (3960), ahvalümüz (3960), ‘ömrümüz (6001), ümidümüz (6169), kıããamuz (6382), duamuz (6383), vaktümüz (6385), yirümüz (6471), vaslumuz (6515), elümüz (7219), muradumuz (7718), tedbirümüz (7735), derdümüz (7833), düşümüz (8123). 2. Şahıs İyelik Ekleri +(U)ñ: Teklik 2. şahıs eki Eski Türkiye Türkçesinde +n’dir.21 Dudak benzeşmesine uymayan ek türlerinden olduğundan dolayı düz ünlü taşıyan köklerden sonra da hep yuvarlak olarak köke eklenir.22 Aslında bu ek de 1. şahıs iyelik eki gibi Eski Türkçe Dönemi’nde uyuma bağlı iken Eski Türkiye Türkçesinde 1. şahıs iyelik ekine benzemek suretiyle ve yuvarlaklaşma temayülünün de tesiriyle tek şekilli olarak görülmektedir. Buradaki +ñ İstanbul Türkçesinde sağır kef (ñ) bulunmaması dolayısıyla yazı dilinde +n şekline geçmiştir. Ancak ağızların büyük bir kısmında 20 Muharrem Ergin, a.g.e., §350; Ahmet Karadoğan, “Eski Anadolu Türkçesinde yuvarlaklaşan Ekler“, TDAY, Belleten, Ankara: TDK Yayınları, s.177 21 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 64; Muharrem Ergin, §350; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 111. 22 Zeynep Korkmaz, Marzuban-nâme Tercümesi, Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1973, s.146; Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 64; Hayati Develi, a.g.e., s. 130. 15 bugün dahi +ñ’li kullanımlara rastlanılmaktadır. Aynı durum çokluk şahsı için de geçerlidir.23 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Ki ne arúa var anda bıúın ü bil / Doúındırdı barmağuñı vü iki bil (55), Cihanda saña úayàu yitmemişdür / Ne işüñ úaldı ol kim bitmemişdür (1032), Teferrüc idesin naúşını deyrüñ / İçüñde úalmaya sevgüsi àayruñ (1065), Yañağuñ gülerinüñ rengi solmış / Ki Rÿmi yirlerine zengi ùolmış (1081), Nedür baña beyÀn it kıããañı sen / Ki yiyem kayduñı vü àuããañı ben (1083), Düşüñ resmi budur oluna ta’bîr / Nite doğru olısar degme tasvír (1107), Eger ben gördügüm görse gözüñ bil / Helâk olurdı deymezdi özüñ bil (1114), äaúınursañ bu úuldan mÀyeñi sen / Aòir başuma salàıl sÀyeñi sen (3000), ‘Aceb ùoprağumı yilden kaçurduñ / ‘İtâbuñ suyile odum uçurduñ (3002), Ayağuña eger kodum ise baş / Ele alup nedür urmak baña taş (3034), Ùapuña sözlerüm vardur nihânî / Ne sözler kim yakar sûzı cihânı (3561), Velî buna gider dürlü zamîrüm / Ki lûtfuñ ola bu gün dest-gîrüm (3584), Omuzuñdan mesâvî taşım sav / Ne söz olsun ara virde ne òod sav (4463), Elin açmadı hiç kapuñda sâ’il / Ki sonra olmadı şükrüñe úÀ’il (7959). +(U)ñUz: Ekin çokluk şahsı da Eski Türkçe ve günümüz Türkçesinde dil ve dudak uyumuna bağlı iken, Eski Türkiye Türkçesinde yalnız yuvarlak şekillerinin kullanıldığı görülmüştür.24 Işk-nâme’de de daima yuvarlak ünlülü şekline rastlanmıştır: Nededür buyruğuñuz bilelüm biz / Neyise resm ü òidmet úılalum biz (909),Velî çün òÀùıruñuz birdür iy dost / Sen aña ol saña nÀzırdur iy dost (3242), HümÀyÿn eydür iy sÀhib-naôarlar / Ki ùoğrıdur didügüñüz haberler (3430), Müşerref 23 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 111 24 Mustafa Özkan, a.g.e., s.112 16 eyleñüz taòtuñuzı siz / Geñümüzce yarak idinelüm biz (3531), FerÀàat yine varuñ odañuza / Oturuñ şâd düşmeñ oda köze (4880), Eger Şâhişide bu işiñüzi / Kısaç ile çıkara dişiñüzi (5839), Onüñüzce siyüm bile sarayın / Şeh'ün tapusına yile varayın (8303). 3. Şahıs İyelik Ekleri +I, +sI: +I, ve +sI teklik 3. şahıs iyelik ekleri Eski Türkçe döneminden günümüze dek Türkçenin tüm dönemlerinde imlası değişmeden düz ünlülü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Ancak Eski Türkiye Türkçesi döneminin sonlarına doğru ekin yuvarlak ünlülü şekillerine de rastlanmıştır: evüne, öñünce, yüzüni, oğlunı25 Işk-nâme’de de ek düz ünlülü görülmektedir: yiri (2), zikri (3), suyı (23), ağrı (204), dili (406), işitdügi (444), dimağı (984), yayı (987), okı (987), makamı (991), katı (994), şevúı(995), üsti (995), bÀdÀmı (996), hÀbı (996), gönlü (996), közi (996), nikÀbı (996), teni (997), düşi (998), öñi (999), yöresi (1000), rühÀmı (1000), içi (1001), yüzi (1002), ‘aksi (1002), úamusı (1002), luùfı (1003), cemÀli (1004), saçları (1004), bendi (1006), zülfi (1006), yanağı (1010), küsÿfı (1010), güneşi (1010), òüsÿfı (1010), kaşı (1011), cüftesi (1011), sabrı (1011), tabiri (1013), hayali (1017), cevÀbı (1018), kararı (1018), ciğeri (1023), gülleri (11027), revanı (1025), yağmurı (1027), úapusı (1028), dÀyesi (1028), zarılığı (1029), devÀmı (1035), nizamı (1035), işi (1035), devri (1036), ikisi (2302), ayağı (2432), firÀúı (3001), midadı (3011), harfi (3011), sözi (3011), manisi (3011), hurÿfı (3011), nesimi (3013), vürÿdı (3013), ma‘nisi (3015), ucı (3966), kuşı (6169), kokısı (6274), başı (6463). 25 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 112 17 +lArI: Çokluk 3. şahıs iyelik eki Eski Türkiye Türkçesinde +ları, +leri şeklindedir. Muharrem Ergin’e göre teklik 3. şahıs eki +ı, +i’nin çokluk eki +lar, +ler ile birleşmesinden oluşmuştur. Buradaki +lar, +ler ekin bünyesine değil kelimeye aittir. 26 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: rÀhatları(313), òÀùırları(725), yolları (964), yüzleri (3655), tenleri (3655), topukları (8429). 26 Muharrem Ergin, a.g.e., §350, Mustafa Özkan, a.g.e., s.112 18 3.1.3. HÂL EKLERİ 3.1.3.1. Yalın (Nomunatif) Hâli: Bu hâl, ismin karşıladığı nesne ve kendisine tâbi olan isim dışında hiç bir münasebet ifade etmeyen hâlidir. İsimlerin nesne görevi yüklenmemiş teklik, çokluk ve iyelik şekilleri de yalın hâlde bulunurlar.27 Işk-nâme’de şu görevlerde kullanılmıştır:28 a. İsimlerde a.a. Kök ve tabanlarda Yaratdı her felek üzre bir ılduz (14), Müsülman kÀfir içre noúùa vü óarf (123), Kimesne bulmadı dilek cihandan (311), äanÀ‘at gerçi kim yoğidi hergiz (408), Ma‘a’l- kıããa Mısır’da oldı bünyÀd (476), Budur kim añıla sulùÀn ü şÀ‘ir (652), Gerek yürek döye dürlü cefÀya (1605), Gemidür gözlerüm kan yaş içinde (2095), Ki Türkistan ilinüñ ucıyimiş (3966), Úılıç yelmanına yüz sürmek olmaz (5863), Koyun sığır geyik keklik ü ùavşan (6780), Kimin dutup balıú gibi yıúardı (7504), Sinek sığır götürdi vü üyez píl (8370). a.b. Çokluk eki almış kelimelerde Úamu işler temÀm olur yirince (2) Keremler eyleyüp iy Óayy (ü) áaffÀr (136), Müfekkirler sözinde fikri derler (193), HatÀlar kıluram kodum savÀbı (241), Göñül aç àussalar kapusını yap (392), Ki meşgûl ola ‘âşıklar niyâza (2896), Ulular bağlamazlar aña òâùır (2913), FirÀú içün yürekler ùagladılar (3660), At ol arada eglendi vü otlar (3983), Öküş çaylağa keklikler kemindür (4200), Cigerler úıldılar derd ile şeróa (5631), Úara tutlar bitürdi nar ağacı (5799), Segirtdiler çeriler yitmediler (5802), Eger girçek ‘itÀb ise bu sözler (6663), BesÀ yaşlar ki aúıtdum çü 27 Muharrem Ergin, a.g.e., § 352. 28 Görev tasnifi Gürer Gülsevin’in Eski Anadolu Türkçesinde Ekler isimli kitabından alınmıştır. 19 Ceyóÿn(7126), BesÀ güller ki òÀr oldı gözüme (7127), Su yirine yaş inciler muóayyel (8390). a.c. İyelik eki almış isimlerde ‘İbÀdetde eğerçi àayretüm yoú (254), Muóabbet bağı içre bir gül olsun (524), Kimüñ kim Àrzÿsı ola óikmet (558), Şeker gibi sözi agu görirler (568), Didi Ferruò eyÀ sevgülü yÀrum (1872), SarÀyun gördi kim úapusı açuú (2471), Sözi cÀn- baòş idi ma‘nísi dilber (3011), Yolıña úomışuz úamumuz uş baş (4526), Zebÿn iderse anı hiç sözüm yoú (5436), Gözi nerkislerüñ maòmÿr olupdur (5693), FirÀú odı beni yaúdı úarara (5703), Külef suyı saçılurdı çü jÀle (6421), ‘Aceb iy tende cÀnum úandasın sen (7106), Yine hayra yorılısar düşümüz (8123). b. Zamirlerde kullanılışı Dahí yüz bin senÀ biz kuldan ezber (263), Sen altun dut úapuñı yÀ demürden (731), Güle gül didiler sen ağlamak ne (1024), Sen ü ben binelüm yig atlara tíz (1633), Ol idi ‘Àlem içre mesned-i baòt (2310), Zarÿret úo vü sen dutàıl ehemi (4034), Bu bağlu siz úamuñuz bir úılasız (4512), Ol ağlar ùaşradan bunlar gülerdi (4531), Sizüñ iósÀnuñuza úalmışuz biz (5809), Dir idi saña ne òidmet úılam ben (5956), Bileler ben kızam sen ŞehriyÀr’um (6763), Ben ata olayum sen baña oğul (7350). 3.1.3.2. İlgi (Genitif) Hâli Eki İsmin başka bir isimle ilişkisi olduğunu ifade eden ilgi hâli; ismin bir isimle ilgisi olduğunu, kendisinden sonra gelen bir isme tâbi bulunduğunu gösterir.29 Kuznetsov, ilgi hâli ekinin kökenini neñ “şey, mal“ kelimesinden geldiğini şu şekilde izah eder: “-(n)ın ekinin eklendiği kelime iki sentaktik konumda bulunabilir: a. Tamlayan konumund a. (er(n)iñ evi) b. Yüklem konumunda (bu er- ev(n)iñdir). Tamlayan konumundaki kelime eksiz de olsa olur. Meselâ Eski 29 Muharrem Ergin, a.g.e., § 352. 20 Türkçedeki er eb-i gibi dizimler bugünkü er-(n)iñ ev-i anlamında kullanılırdı. Daha derinlere gidilse er eb diziminin de aynı manaya geldiği tasavvur edilebilir. Oysa eylem konumundaki ismin ilgi hâli eki giderilse anlam kalkar. Bu yüzden –(n)ın müphem gibi görünmektedir. Ancak böyle bir ek olmayınca yukarıdaki fikir şu şekilde veriliyor olmalıydı: bu eb er nen ol (=“bu ev erin malıdır“). er eb dizimi “erin evi“ anlamındaysa er nen, bunun gibi “erin malı“ anlamına geliyordu. Sonraki süreç kolaylaşır: bu eb (ev) er nen ol > …er-nin (ol) > …er(n)in > …er-in. –ın biçiminin oluşmasına iki n’nin çatışması yol açabilirdi, örneğin: bu ev sen-nün mü > …sen- (n)in > …sen-in gibi. Kuznetsov makelesinin devamında ilgi hâli ekinin Eski Türkçede bazı yerlerde -neñ olarak da geçtiğini; fakat -nıñ biçiminin daha sık kullanıldığını ve bunun nedenini de kökeni olup kullanılmakta devam eden neñ kelimesine karşı ekin ünlüsünün değişerek bağımsız bir varlık sıfatıyla çıkmasından kaynaklandığını eklemiştir.30 Kuznetsov’un ilgi hâli ekinin neñ kelimesinden geldiği görüşüne Şinasi Tekin de katılmaktadır.31 Eski Türkçede dudak uyumuna giren ilgi hâli eki32, Eski Türkiye Türkçesi döneminde daima yuvarlak ünlülü olmuştur.33 Ayrıca bu ekin Eski Türkiye Türkçesi döneminde -Um teklik birinci şahıs iyelik morfemindeki m sesinin tesiriyle, analoji yoluyla yuvarlaklaştığı düşünülmektedir.34 Işk-nâme’de şu görevlerde tespit edilmiştir: a. İsimlere gelmesi a.a. Kök ve tabanlarda 30 Petro İ. Kuznetsov, “Türkiye Türkçesi Morfoetimolojisine Dair“, TDAY Belleten, Ankara: TDK Yayınları, 1995, s. 232-233. 31 Şinasi Tekin, “Eski Türkçe“, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1976, s. 170. 32 A. Von Gabain, Eski Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2003, s. 63; Hayati Develi, a.g.e., s. 124. 33 Muharrem, Ergin, a.g.e., § 353; Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 137; Musa Duman, Vasiyyet- nâme, İstanbul: R Yayınları, 2000, s. 41; Hayati Develi, a.g.e., s. 128; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 114; Kazım Köktekin, Yusuf-ı Meddah Varka ve Gülşah, Ankara: TDK Yayınları, 2007, s. 64. 34 Ahmet Karadaoğan, a.g.m, s. 177; Hayati Develi, a.g.e., 120. 21 Gelincügin kelâmın arz kıldum (413), Çekerdüm yayını hicrüñ velî uş (987), Şerâbuñ şevkıyile oldı bîhüş (995), Cemalî ayınuñ irmiş hüsûfi (1010), Eger ki dünyanüñ yokdur devâmı (1035), ÒayÀlüñ àÀyetidür kirtü sevdÀ (1060), Bu sevdÀnuñ òayÀli key yavuzdur (1061), İçüñde kalmaya sevgüsi àayruñ (1065), Sımadı PÀrsÀ’nuñ sözini ol (1066), İçinden Ferruò’uñ çÿş itdi bir Àh (1123), Ki úalmadı açılmadı açılmağuñ ümídi (2101), Ki úatı yumşağuñ øıddı olur bil (3239), Bu şükrüñ õikri çoúdur vaút nÀzük (6381), CihÀnuñ rızúını faøluñ bitürür (7175), VefÀnuñ hiç fenâsın bulmayısar (8409). a.b. Çokluk eki almış kelimelerde Sınıúlu dillerüñ gülzÀrı bÀğı (178), Yaúín oldı úamularuñ gümÀnı (182), Kaçan bunlaruñ olsa i‘tidÀli (285), Görüp uyruklaruñ balın ü yağın (506), Çü ‘özr ulularuñ úÀtında maúbÿl (534), Úamularuñ óaúúında sözi gerçek (693), Yañağuñ güllerinüñ rengi solmış(1081), Demi ‘âşıklaruň Mi’râc hoşdur (2546). a.c. İyelik eki almış isimlerde İrişdi arzumuñ okı nişÀne (987), Úaşınuñ cüftesi olmış idi ùÀú (1011), Bi- óamdi’llâh işinüñ var niôÀmı (1035), ÒayÀlinüñ biri olmadı yaòşı (1067), Bozıldı göňlinüň küllî nizâmı (2447), Gözinüñ yaşları mercâna dönmiş (3643), Ki TürkistÀn ilinüñ ucıyimiş (3966), Gözi her birinüñ Àhÿya beñzer (6433), CemÀlüñdür cihÀnuñ nev-bahÀrı (6465), Gözümüñ úaùresin Ceyóÿn idem ben (7100), Yüzinüñ nurı devlet pertevidür (8543). b. Zamirlerde kullanılışı b.a. Kişi zamirlerinde Suya didi kim anuñ üstine yağ (24), Senüñ óikmetlerüñ çoúdur óakimsin (122), Bunuñ zÀrılığından oldı bízÀr (1029), Senüñ ger hâtıruñ gitmekdedür (2645), Daòı bir yaña anuñ bâğı idi (2671), Sücidendür senüñ çün sâzkâruñ git (2781), Ki vaãluñ olmaya anuñ fütûhı (3321), Şarâb anuñ müretteb âletidür (4647), Beni daòı senüñle bile bil sen (6324), Bizüm òod úıããamuza yoú nihÀyet (6382), MurÀdumuz 22 bizüm çün oldı òÀsıl (6590), Benüm úatumda bu dem bil şu demdür (6719), Senüñ vaãl ile duraguñ çemendür (7278), Benüm bağrum úana dutdı cefÀdan (7484). b.b.İşaret zamirlerinde Ki bunuñ óÀline úılmadı tedbír (2637), Felek bunuñ gibi bulmaya nÀzük (2705), Şunuñ kim vardur uããı ister (3043), Eger sa‘y itse bunuñ yolı vardur (3458), Baña bunuñ gibi àam irmedi híç (7317), Anuñ gibi nigÀr içün revÀdur (7318), Bu resme bunlaruñ doğardı güni (8100). c. İlgi hâlindeki ve tamlama durumundaki isim, cümlede esas fiilin öznesi görevinde kullanılmıştır: Ùamunuñ òışmı olayd(i)di sÀkin / İçinde bitedi dürlü reyÀóín (121), CihÀnuñ mevsimi tâze külefdür / Ve lîkin tiz geçer ‘ömri telefdür (2427), Cihânuñ bir adı fânî degül mi / Cefâ vü kahruñ ol kânı degül mi (3612), Delü oldı bu Şah bunuñ sözünden / Teninden cÀn gitdi kan gözinden (4905) ç. İlgi hâli eki aldıktan sonra edatlarla genişletilmiş olan isim ve zamirler, cümlede sıfat ve zarf görevinde kullanılmıştır: Şu bir úurdı gürüñ niçe úılur úay / Ùonanur anuñ ile Hind ü hem RÀy (43) Úapuñda yoú benüm gibi günahkÀr / Bu nefsüm ùopùoludur şerr ü idbÀr (222) Şunuñ gibi dutar ‘Àlemde şöhret / Ki görmez kimsene anda zarÿret (424) Velí anuñ gibi ulu degüldi / Yimişi taze vü sulu degüldi (801) Didiler gir otur sen daòı hem yaz / áaribsin bizüm ile göñlüni yaz (1162) Bunuň gibi lâùif sÀ‘at şerif dem / Düşinde görmemişdür ŞÀh Edhem (2320) Sücidendür senüñ çün sâzkâruñ / Niçe ‘ışú ile ola kâr ü bâruñ (2781) Anuñ’çün böyle tizcek gitdi mihrüñ / Bedel mihrüñe irdi geldi kahruñ (3219) 23 3.1.3.3. Yükleme (Akuzatif ) Hâli Eski Türkçede üç türlü akuzatif eki kullanılmıştır. a) İsimlerden sonra +G b) Zamirlerden sonra +nI c) İyelik ekli kelimelerden sonra +n veya Ø 35 İsimlerden sonra kullanılan -à ve -g akuzatif eki konsanantla biten isimlerde, önüne gelen yardımcı vokali sonradan kendi bünyesine alarak -(X)G şekline geçmiştir. Batı Türkçesi Dönemi’nde sondaki -à ve -g fonemleri düştüğü için isimlerden sonra gelen akuzatif eki -ı, -i şekline geçmiş36 ve aynı zamanda kullanım alanını genişleterek iyelik eklerinden ve zamirlerden sonra da getirilmeye başlanmış ve genel akuzatif eki olma yoluna girmiştir. -nI akuzatif eki ise Batı Türkçesinin Azeri sahasında isimlere de geçerek kullanılmaya devam etmiş ve bu sahanın büyük bir kısmında bugün vokalle biten isimlerin akuzatif eki haline gelmiştir. Fakat Azeri sahası dışında bu ek Batı Türkçesinde kullanış sahasını iyice daraltmış ve yalnız işaret zamirlerinin tekliklerinde kalmıştır.37 Bazen de daha çok manzum metinlerde birinci veya ikinci şahıs iyelik ekli kelimelerden sonra, yükleme görevi yükleme hâli eki kullanılmadan da karşılanmıştır. Eksiz yükleme hâli olarak adlandırılan bu kullanışın da Eski Türkiye 35 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 70. 36 M. Canpolat “Eski Anadolu Türkçesindeki Belirtme Durumu Ekinin Kökeni Üzerine“ adlı makalesinde, +(I)G morfeminin art ve ön damak /à/ ve /g/ fonemlerinin düşmesi sonucunda ortaya çıkmış olacağı görüşünü benimsememiş ve buna sebep olarak da /à/ ve /g/ fonemlerinin düşmesi sonucunda ünlülerin yuvarlak olması gerektiği görüşünü ileri sürmüştür. Canpolat’a göre akuzatif eki, +nI akuzatif ekine analoji yoluyla gelişmiş olmalıdır (DTCF Türkoloji Dergisi, X 9-11). 37 Muharrem Ergin, a.g.e., § 354. 24 Türkçesi metinlerinde pek çok örneği bulunmaktadır.38 Eski Türkiye Türkçesinde +(y)I, +n, +Ø morfemleri yükleme hâlini karşılamak üzere kullanılmıştır. Bu ekler ışk-nâme’de de aynı yapıda kullanılmaktadır. +n eki 3. şahıs iyelik eklerinden sonra kullanıldığı gibi 1. ve 2. şahıs iyelik eklerinden sonra da yükleme hâli sıfır morfem olarak kullanılabilmektedir. Yükleme hâlindeki isim unsurları cümlede nesne göreviyle kullanılmaktadır. +(y)I: İki harfden cihÀnı úıldı mevcÿd / Zihi kadir zihi dergah-i pür-cüd (7), Taãavvur gözleri õÀını görmez / Tahayyül yolına evãÀfı girmez (18), Úamunuñ rızúını viren Huda’dur / Taãavvur itme evde kethudadur (33), Nitedür úuvvetini fikr úıl sen / KemÀl-i diúúat ile úıl -be-úıl sen (52), Şunı terk it ki sini terk idüptür / Yapışma berk seni bi-berg edüpdür (325), Anuñ yarguların divane sayma / Anı terk edeni divane sayma (331), Çü ‘Àlem mahv olur vardur fenÀsı / Úoyuban kişi bunı yok sanası (366), Bu dem toprağuñ atdı oduma su / Nesîmüñ kıldı göñlümi çü mînü (979), Bunuñ ‘ışúına düşdüm virürem cÀn / Görürem bunı bir uyúucı oğlan (2739), Götür başdan şu sevdÀyı ki virdüñ / Dağıt yine neyi kim dilde dirdün (3221), Mebâdâ ardumuzdan ire leşker / Úıla aóvÀlümüzi key mükedderi (3960), Göñül Àyīnesini pas dutmış / Ùarab sahrÀlarını yas dutmış (6609), Bu resme âh ile feryâd iderdi / Dilinde dilberini yâd iderdi (7267), Şeh ol dem kesdi bendini nigâruñ Sevindürdi için ol dil- figâruñ (8042). +I+n: Ciger suyın viren cana gıda ol / Göbekde kana didi yüri müşg (23), Úaşın çatarise açma sen alın / Elin sunarsa dutma gözle alin (328), Ne aslın bilürem anuñ ne adın / Ne çâre eyleyem görem murâdın (1047), Cevâbın virdi sûz-i dilden ol Şâh / Kim öldürdi ümîdüm Yusÿf’ın çâh (2751), Úılıç zarbını bir kaç muhkem urdı / 38 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 71; Mustafa Özkan, a.g.e., s.115; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 34; Hayati Develi, a.g.e., s. 129; Gülsev SEV, Tarihî Türk Lehçelerinde Hâl Ekleri, Ankara: Akçağ Yayınları, (2007), s. 186. 25 Kimin öldürdı vü kimin úaçurdı (3975), Didi bizümle oturuñ içüñ yiñ / Ne geçdi başuñuzdan ùoğrusın diñ (4874), Ùapuñbilür ki benden senden varın / Şatup yidük úamusın iy nigÀrín (7215). + Ø: Gözüñ aç ‘ibret ile ‘Àleme baú / Ki zehr içinde vardur gizlü türyaú (2026), Sözüñüz söyleñ itmen imdi taúãír / ZemÀn ider huyın bir demde taàyír (3665), Günahsuz bÀri úop gösterme başum (4798), ‘İnÀyet úıl muradum óayr ile düz (7181), EyÀ ra ‘d-i nehÀrí sözlerüm sor (7328), Úızum alup sözüm dutar ise òoş / Özinden óabs içini eylegil boş (7680), Viriser çerò elüme hem berÀtum / MemÀta degşüriliser óayÀtum (8491). 3.1.3.4. Yönelme (Datif) Hâli Eski Türkçe’de +GA morfeminden gelişen datif eki kelime guruplarında ve cümlede fiilin kendisine doğru yaklaştığını ve yöneldiğini ifade etmek için kullanılır. Batı Türkçesine geçerken çekim eklerinin başındaki /à/ ve /g/ art ve ön damak fonemleri düştüğü için yönelme hâli eki +A morfemi şekline girmiştir.39 Eski Türkiye Türkçesinde -n ile biten tek tük kelimeler ile, şahıs ve işaret zamirlerinde +GA yönelme hâli ekinin -n- ünsüzüyle birleşmesinin bir kalıntısı olan bu yönelme hâli eki +ñA şekliyle de kullanılmıştır.40 baña, saña, aña (oña), buña, şuña şekillerindeki /ñ/, zamirlerdeki /n/ ile yönelme ekindeki /à/ ve /g/’nin çok eskiden birleşmesi ile meydana gelmiştir. Batı Türkçesinde ise yönelme hâli ekindeki /à/ ve /g/ sesleri düştüğü hâlde bu ñ’ler son zamanlara kadar onların izini taşımışlardır. Ergin, şahıs zamirlerinin yönelme hâlinde kullanıldıklarında teklik şahısların birbirlerini etkilediklerini, üçüncü teklik şahıs zamirinin 1. ve 2. teklik 39 Muharrem Ergin, a.g.e., § 355. 40 Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 140. 26 şahısları etkileyip kalınlaştırdığını, buna karşılık kendisinin de onlardan etkilenip üzerine bir /n/ sesi aldığını ve bu sesin zamir n’si olduğunu ifade eder.41 Işk-nâme’de yönelme hâli şu yapı ve görevlerde kullanılmıştır: a. İsimlerde: a.a. Kök ve tabanlarda Ünsüz ile biten kelimelerde Saúlamağa (27), aracuğa (280), vaúte (986), seyr itmeğe (997), güneşe (1001), toprağa (1008), àazÀle (1014), hÀle (1014), úarÀra (1018), yire (1021), úaãra (1023), hazana (1024), göñüle (1026), göğe (1026), cennete (1029), zemÀne (1036), yüze (1039), düşe (1049), òayÀle (1051), yoúuşa (1062), naúşa (1069), ‘irfÀna (1072), serÀya (1074), taòta (1089), òayÀle (1100), ÀvÀza (1113), şehre (1119), bilene (1127), görene (1127), yarına (1129), bileğe (2376), oda (3003), yabana (3005), dama (3010), harîfe (3012), barmağa (3023), devlete (3028), ‘ışka (3031), ele (3034), dürişmeğe (3415), gitmekliğe (3958), resme (5927), úıããamuza (6382), ayağa (6484), vücÿda (7030), ‘ömre (7870), memÀta (8491), úonmaúlığa (8506) Ünlü ile biten kelimelerde kendüye (1012), suya (1025), PÀrsÀya (1048), kimseye (1049), görmeye (1077), hilmeye (3037), ùamuya (3562), irmeye (6385), cefÀya (7027), giceye (7114), óuríye (8097). a.b. Çokluk eki almış kelimelerde ôÀlimlere (108), derdlülere (189), bülbüllere (525), yirlere (1101), göklere (1169), işlere (1885), cevherlere (2349), kişilere (2492), dikenlere (2957), miónetlere (3031), görenlere (4751), eyülere (4849), zaómetlere (4952), güllerine (6613), yüzlere (6657), ãayrulara (7174), úuşlara (7293), beglere (8312). 41 Muharrem Ergin, a.g.e., § 355, § 392. 27 a.c. İyelik eki almış isimlerde oduma (979), úatına (994), üstine (995), bendine (1006), birine (1013), ‘ışúına (1046), içine (1063), vücÿduma (1086), ‘aúluña (1108), içüme (1109), gögsine (2484), başuma (3000), mihrüñe (3008), ma‘nísine (3015), işine (3030), ayakuña (3034), dibine (3897), vaútümüze (6385), úapuña (6670), derdüme (7147), hüsnine (7913). b. Zamirlerde kullanılışı aña (629, 999, 1087, 1116, 6441, 6592), saña (611, 1032, 1033, 1037, 3026, 3215), baña ( 68, 1083, 1111, 1113, 3003, 3033, 3034, 3226). c. -mAk mastarlarından sonra gelen bazı yönelme hâli eklerinin isim unsurunu için sebep fonksiyonuyla yükleme bağladığı görülmektedir: Ki ger ol olmasa yilden dimÀğa / Òalel irer yaramaz saúlamağa (27) Bir arada karâr itmek yaramaz / Sefer kılmağa âr itmek yaramaz (6016) Úamu bir dem senüñle çekmeğe òoş / Anı daòı bulımazvan bu gün uş (6638) ç. Yönelme hâli eki bazen ile fonksiyonuyla kullanılmıştır: Eger bir kej-naôar uşbu kitÀba / Baúa meşàul ola dürlü ‘itÀba (484), Çıúup seyr itmege çün oldı meşàul / HavÀã oldı teninden cümle ma‘zül (997). Viriser çerò elüme hem berÀtum / MemÀta degşüriliser óayÀtum (8491). 28 3.1.3.5. Bulunma (Lokatif) Hâli Türkçenin her devresinde bütün şivelerinde +DA şeklinde olan bulunma hâli eki, Eski Türkiye Türkçesinde imlası kalıplaşmış olarak sadece +dA biçiminde kullanılmıştır.42 Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın yerini ve zamanını bildiren bu hâl43 ismin kendisinde bulunma ifade eden fiillerle ilişkide olduğunu gösteren hâlidir. Bu hâlin bulunma ana fonksiyonu beraber kullanıldığı fiilin anlamına uygun olarak şu gibi ifadeler etrafında toplanır: bulunma, yer, zaman, iş, devamlılık, müddet, tarz, şekil, durum, karşılaştırma, kesir, konu, vasıta, gaye, sebep, vasıf, miktar, belirtm, kısım, parça vs…44 Eski Türkiye Türkçesi döneminde hem bulunma hem de ayrılma hâli olarak kullanulan bu ekin devamı Türkiye Türkçesi ağızlarında hâlâ +DAn yerine +DA olarak görülmektedir.45 Işk-nâme’de bulunma hâli eki şu yapı ve görevlerde kullanılmıştır: a. İsimlerde kullanılışı a.a. Kök ve tabanlarda: Bu durumlarda yerde ve zamanda bulunma durumunu ifade eder. Yerde bulunma durumunu ifade ettiğinde cümlenin yer tamlayıcısı fonksiyonunda; zamanda bulunma durumu ifade ettiğinde zarf tümleci fonksiyonundadır. 1. Yerde bulunma durumu: Çü ‘ışúdan yıldırım úopa cigerde / Döker göz yağmurı her bir naôarda (1027), ‘Aceb naúş oynadı bu nakş içinde / Ki bulunmaya hiç be naúş Çin’de (1043), Şu nakşuñ ‘ aksi óÀùırda yazıldı / Úamu naúşuñ ãafÀsı hep bozuldı (1070), Nite düşde 42 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 71, Muharrem Ergin, a.g.e., § 356.; Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 141. 43 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s. 24. 44 Muharrem Ergin, a.g.e., § 356. 45 Gürer Gülsevin, a.g.e., s.110. 29 ola bir aslu ‘Àşıú / Degüldür hîç bir meõhebde sÀdıú (1098), Dimâğ usdan tihî olsa vü tenhâ / Tolar lâ-büd göñülde dürlü sevdâ (1099), Hezâran nesne dutar gözde taãvír / Müyesser eylemez birini taúdír (1103), Úamu dirler (ki) var sîmurú taóúíú / Hakîkatde úılımaz kimse taóúíú (1104), Ne kim menúÿş olur òÀùırda var mı / Ùaleb úılmaúlığa anı yarar mı (1105), Beni arturduñ oldum dünyede kem / Úatı hor itdiñ iy yâr-i mükerrem (3049), Úarıtmaú úızı evde iş degüldür / Úurıtmaú özsüz ÀrÀyiş degüldür (3423), Şeh’üñ oğlı sarâyında dururken / Yiyüp içüp her âyinde yürürken (4460), Günüm gice vü gicem oldı deycûr / Deñizde güneşüm olalı mestÿr (7092). 2. Zamanda bulunma durumu: Unıdurvan eyü günde nemÀzı / Yavuz gün olsa añaram niyÀzı (236), Şu göz kim görmeye dünlerde hiç hab / Seóer oluban uyağınca mehtÀb (445), Seóerde gitdi derdi likin ol pir / Ki bunuñ hÀline úılmadı tedbír (2637), Bahâruñ mevsiminde nite kim yir / Felekden saçılan Mengü Suyı’n yir (3349), Nite kim Şâh-i ‘Àdil Şeh SüleymÀn / Ki devrinde kılımaz zulmi devrÀn (4588), Úaranÿ dünde úıldı Àh ü zÀrı / Ümídi bu ãabÀhın göre yÀrı (5085), Úarañu oldı tizden devr-i devrÀn / Ki gündüz gicede olmışdı pinhÀn (7265), (....) lâ´lini güller yirine / ‘Aceb olmaya vaútinde yirine (7640). a.b. Çokluk eki almış kelimelerde günlerde (445), yirlerde (566), göñüllerde (799), dillerde (1052), işlerde (1477), sözlerde (2756), yüzlerde (2826), heveslerde (2966), cevherlerde (4516), kişilerde (4434), ùağlarda (5446), seóerlerde (7143), feleklerde (7221). a.c. İyelik eki almış kelimelerde düşinde (998), öñinde (999), içinde (1001), közinde (1005), dilinde (1013), içümde (1019), dimağumda (1019), elümde (1019), pertevinde (1022), içüñde (1065), cizminde (1075), òaùırumda (1084), tenümde (1110), gözümde (1111), taòtında (2862), úatında (2907), soñında (3137), òÀùırumda (3319), bagında (4131), ümídümde (5344), yoluñda (7063), şevúinde (7167). 30 b. Zamirlerde kullanılışı bende (224, 1080, 1201, 2810, 3249) sende (1450, 1974, 2500, 2960, 3143) anda (8, 55, 369, 744, 1124, 1565, 2523, 3535, 4721, 5127, 5270, 6312, 6506, 7259) bunda (35, 448, 878, 1487, 3541, 4543, 4942, 5247, 5339, 7420) bizde (7216) c. Bulunma hali ve bildirme eki almış olan bir kelime yüklem olarak kullanılır: óükmündedür (126), úabôuñdadur (126), içindedür (685), eldedür (1071), gitmekdedür (2645), Óaúdadur (2802), ùopraúdadur (3048), elüñdedür (3256), yirdedür (4469), üstüñdedür (5962), úandadur (7108). ç. Tek tük, yönelme hâli eki ekinin görevini yüklenmiş bulunma hâli ekleri görülür: Didi äÀrım ki ‘ışú içümde işler / Ne olası aòir bellüdür işler (4343), Şunı kim yazdı levó üstinde òÀme / Felek indürür anı òÀãa ‘Àma (7015). d. -mAk mastar eklerinden sonra gelen bulunma hâli ekleri, “ …mak için, …mak bakımından“ anlamlarını veren birer görev ayrılığı taşırlar: Øa‘ifdür söylemekde óaúúı dilüm (233), Söz añlamaúda olan şÀd ü Òurrem (671), Ki yÀd itmekde sözüñ döndi úanda (1270), Dil eyi söylemekde úand olur òoş (2706), Barışmaúda küsüler òÀli olmaz (2888). CevÀnı cÀnı döymekde ãınarsız (4039), Bu úubbe úıblesin úılmaúda óÀãıl (6361). e. Bulunma hâlinin eksiz kullanılışı: 31 yukaru kelimesi metinde eksiz bulunma hâli durumunda kullanılmıştır. Mısır’da başlamuşdum bir hikâyet / Nitekim yukaru kıldım rivâyet (561), Yukaru dimiş idük Şâh Nu’mân / Ki Hengâm’a virüp mâli firâvân (4651). 3.1.3.6. Ayrılma (Ablatif) Hâli Eski Türkçede konsanant uyumuna bağlı olmayarak -dIn ve -tIn şeklinde dar vokalli olarak kullanılan ayrılma hâlinin vokali Eski Türkiye Türkçesinde muhtemelen yönelme ve bulunma hâllerinin tesiri ile geniş vokale dönmüştür.46 Bu ek Eski Türkiye Türkçesinde her zaman dal harfi ile yazılmıştır. Ekin Eski Türkçedeki -dIn morfemleri, Eski Türkiye Türkçesinde yalnızca kalıplaşmış olarak birkaç kelimede kullanılmaktadır: öñdin, yanadın47 Işk-nâme’de ayrılma hâli eki şu yapı ve görevlerde kullanılmıştır: a. İsimlerde kullanılışı a.a. Kök ve tabanlarda hevÀdan (980), safadan (980), göñülden (1007), aradan (1113), sebebden (1016), döşekden (1021), ‘ışúdan (1027), düşden (1049), maşrıkdan (2117), umudan (2461), başdan (6387), úuldan (3000), yilden (3002), Iraúdan (3003), şekerden (3014), úamudan (2399), vaùandan (1090), sözden (8581). a.b. Çokluk eki almış kelimelerde dikenlerden (41), kemlerden (230), eyülerden (418), sözlerden (496), tasalardan (2260), ululardan (2775), kiçilerden (2913), úamulardan (2937), úılıçlardan (3021), gövdelerden (3505), göklerden (3506), úayàulardan (7725), ölenlerden (7725). 46 Muharrem Ergin, a.g.e., § 357. 47 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 72; Gürer Gülsevin, a.g.e., s.57; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 116; Kazım Köktekin, a.g.e., s. 67 32 a.c. İyelik eki almış kelimelerde közinden (996), teninden (997), saçlarından (1004), cemalinden (1004), içinden (1012), bulıdından (1022), içinden (1023), zârılıúdan (1029), yirinden (2736), firÀúından (3001), óurÿfından (3012), tal‘atuñdan (3012), nesíminden (3013), vürÿdından (3013), ikisinden (3023), ardumuzdan (3960), úoúusından (6274), yüzinden (6386), dilüñden (7270), sevdüğinden (8667), elümden (8686), dilümden (8696). b. Zamirlerde kullanılışı benden (1147, 1368, 1406, 1875, 2926, 4500, 4539, 5209, 5210, 7215, 7297, 7301, 7315, 7927, 8125), senden (151, 324, 515, 1057, 1207, 1617, 1950, 2249, 2458, 3104, 3216, 4894, 4917, 5209, 7186, 7360, 7313, 8329, 8451). andan ( 130, 247, 289, 329, 633, 1074, 1186, 3028, 3419, 4704, 4730, 4801, 7202, 7576, 7595, 8054, 8289, 8312), bundan ( 58, 384, 529, 879, 3086, 3433, 3481, 3963, 4368, 5026 ), bunlardan (1940, 4806, 5131), anlardan ( 3374). c. +dIn olarak kullanıldığı kalıplaşmış örnekler: yañadın (3455, 4415, 5005, 7352), öñdin ( 5611, 6966, 6979) taşradın (7732) ç. Bulunma hâli fonksiyonuyla kullanıldığı örnekler tespit edilmiştir: Çalap bilür ki bizden yoğ idi suç / Subaşı mel‘un itdi bize çoú güç (5974), 33 Nitesin bunca yıl àurbet elinden / Tenüm yandı benüm óasret elinden (8342). d. Sebep bildirme fonksiyonuyla kullanıldığı örnekler tespit edilmiştir: Úavüm dirildi dört yaña ùağıldı / Ki yilmekden yopranmaúdan çağıldı (4894), Kimesne çÀre bulmaz ağlamaúdan / Yaş ağlamaú cigerler ùağlamaúdan (5204), CefÀ çekmekden oldı yara bağrum / Daòı úaldı mı ŞÀh´um yara bağrum (7007), BesÀ göñül ki ser-gerdan gezer uş / Tenüm hÀk oldı hicretden tozar uş (7128) Degülsin óÀli bir lâóza vefÀdan / Benüm bağrum úana dutdı cefÀdan (7284) e. -mAk mastar eklerinden sonra kullanıldığı örnekler: istemekden (74), emekden (74), oúımaúdan (237), yıúılmaúdan (3425), yaúılmaúdan (3425), döginmekden ( 408), yimekden (8386), utanmaúdan (8284). 3.1.3.7. Eşitlik (Ekvatif) Hâli Eski Türkçede +çA olarak görülen bu hâl,48 Eski Türkiye Türkçesinde +CA morfemi şeklindedir.49 Ekin kullanılışında bugünkünden farklı bir durum yoktur. Deny, bu hâl ekinin kökenini “miktar, zaman miktarı, zaman, devir“ anlamlarını veren “çağ“ kelimesi ile ilgili muhayyel bir çañ köküne bağlamaktadır.50 Korkmaz bu izahın hem fonetik bakımdan hem de ekin ifade ettiği anlam 48 Şinasi Tekin, a.g.m., s. 161. 49 Zeynep Korkmaz, “Türkiye Türkçesi“, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, Ankara: TDK Yayınları, 2005, I. cilt, s.551; Muharrem Ergin, a.g.e., § 359; Hayati Develi, a.g.e., s. 129; Musa Duman, a.g.e., s. 43; Gürer Gülsevin, a.g.e., s.74; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 116; Kazım Köktekin, a.g.e., s.68; Gülsev Sev, a.g.e., s. 510. 50 Jean Deny, Türk Dili Grameri, İstanbul: Maarif Matbaası, 1941, § 918. 34 bakımından mümkün olamayacağını ve çağ “zaman“ kelimesinden benzerlik ve mukayese vasıflarını taşıyan +ça ekine geçiş arasındaki anlam ilişkisinin de bilinemediğini vurgulamıştır. Korkmaz makalesinde çeşitli altayistlerin görüşlerine de yer vermiş; fakat +çA ekinin kökenine dair izahların hiçbirinin bugünkü durumu tatmin edici olmaktan uzak olduğunu söylemiştir. Korkmaz son olarak da makalesinde, hâl eki olarak kullanılan +ça ile, kalıplaşmış şekiller ve teşkiller yapan +ça eki arasında bir uygunluğun görüldüğünü; ama bu uygunluğun ekin menşei meselesine cevap verecek durumda olmadığını belirtmiştir.51 Işk-nâme’de eşitlik hâli eki şu yapı ve görevlerde kullanılmıştır: a. Kök ve tabanlarda, iyelik eki almış isimlerde yirince (2), õerrece (161), úolayuñca (2770), suyumca (3033), haddümüzce (4036), hiããemüzce (4036), ‘aksince (4146), òilÀfınca (4147), yolumca (6030), suçumca (6846), ardınca (7969), öñünüzce (8303), yoluñca (8617). b. Zamirlerde buncalar (181), bunca (207, 288, 289, 486, 788, 1548, 2024, 3487, 4039, 5103, 5115, 8342, 8486). c. kadar fonksiyonunda MetÀ’uñ her birinden ağırınca / Virürdü her kişi yirlü yirince (204) Kişi viribidi didi heber ne / Iraú yirden aceb bunca sefer ne (3487) Çü vaãl ümmídine bir furãatuñ yoú / Bu bÀzÀr içre pulca úıymetün yoú (4000) Kime kim virdise arpaca devlet / Bıraúdı òırmenine od ü Àfet (6948) Eğer ùoğru dişe aslını baña / Gereklüce úılurdum hidmet aña (8288). 51 Zeynep Korkmaz, “Türk Dilinde +ça Eki ve Bu Ek ile Yapılan İsim Teşkilleri Üzerine Deneme“, TDAY Belleten, Ankara: 1958, s. 42. 35 ç. gibi fonksiyonunda Muúím olmaz bu hâtır hiç dölenmez / Garibçe göñlüme mihmÀn olan gel (2113) , Güherce olsa úıymet içre her ùaş / Ulu ùağlar yuca úalduradı baş (2516), d. -A göre fonksiyonunda TemÀmet Àferiniş ãınfı ãınf ol / Dutupdur her biri fikrince bir yol (71) Tatar dilince alàayidi bolàay / Ya Kırım òalúı yazdı yÀ ho ÒıtÀy (406), Olur her kişide úadrince himmet / Tehemten kimseye úılmadı töhmet (5449) e. “ne“ kelimesinin üzerine geldiğinde “ne kadar, nasıl“ anlamlarıyla kalıplaşmıştır: Niçe gizlense úazup yirde úuyı (30), Ki geçti bunca yaz ü úış niçe güz (288), HümÀ ile niçe gün ãoóbet itdüm (1423), Niçe günler niçe sÀ‘at geçürdüm (2188), Dudaúda niçe istersen şeker ez (3055), Bu niçe terbiyetdür böyle ãÀdıú (4739), Niçe ùağa ün olsa yanúu artar (5059), Niçe bir cevr ile bídÀd olalum (6386), Gözetdiler ki meydÀna nice er (7421), Niçe derdlü olam eyle devâyı (7950), Niçe gün gidüben Hurrem dürişdi (8203), 3.1.3.8.Vasıta Hali (İnstrumental Hali) Eski Türkçe’de işlek bir hâl eki olarak bol bol kullanılan vasıta hali eki -n Batı Türkçesine geçince işlekliğini kaybetmiş ve ancak sayılı örneklerde klişeleşmiş olarak kalmıştır. Bu örneklerin Batı Türkçesinde hem gittikçe sayıları azalmış hem de sonlarındaki -n tamamen klişeleşerek cansız bir yapım eki haline gelmiştir: uç-u-n (üçün, içün, için), -ile-n, gel-üben+i+n, degi-n (değin) gibi. Konsanantla biten kelimelerden sonra ekin önüne gelen yardımcı vokal Eski Türkçede uyuma bağlı 36 iken Eski Türkiye Türkçesinde bu vokalin uyum dışında kaldığı ve yalnız düz şekillerinin kaldığı görülür: dün-i-n, gündüz-i-n gibi. 52 Eski Türkiye Türkçesinde kullanılan diğer vasıta hâli ekleri; +IlA, +lA morfemleridir. Bağlama edatı +IlA ve bunun ekleşmiş biçimi olan +lA’nın kullanılışı Eski Türkiye Türkçesinde bugünkü gibi daha çok fiilin ne ile yapıldığını gösteren vasıta fonksiyonundadır.53 Işk-nâme’de şu yapı ve görevlerde tespit edilmiştir: a. +(I)n Arkaik ve kalıplaşmış bir şekil olarak zarflaşmış “içün“ kelimesinde tespit edilmiştir: Hemíşe tevóid eyde ÀşikÀr / Yoğ ol kim àamz içün gide şikÀr (49) Velî uyku içün teşnî ü nükte / Yazup dere eylemiş bir niçe beyte (2765) Du‘À ÀsÀn olur iy ehl-i ‘irfÀn /Úıluñ kim sizüñ içün úıla devrÀn (7786) b. +lA İle edatının ekleşmiş hâlinden ayrı bir şekildir. b.a İsimlerde Sözle (5886), cÀnla (7648), gönülle (7933), dünle 54(7993). b.b. Zamirlerde iyelik eklerinden sonra kullanılır 52 Muharrem Ergin, a.g.e., § 358. 53 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 117. 54 M. Duman, “Eski Türkiye Türkçesinde +lA Ekli Zarflar“ isimli makalesinde Eski Türkiye Türkçesi metinlerinin pek çoğunda +lA ekli zaman zarflarının tanla, tünle ( dünle) kelimeleri olduğunu ve bu kelimelerin “sabah-sabah vakti“,“akşam-akşam vakti“,“öğle-öğle vakti“ gibi tek başına veya tamlama olarak aynı kavramı karşılamak üzere kullanıldıklarını söylemekte ve bu yapıların özellikle de zaman isimlerinin, anlamca ve görevce birbirinden farklı olduklarından söz etmenin güç olduğunu ifade etmektedir. Duman, Eski Türkiye Türkçesinde, zaman isimlerinin +lA eki getirilerek zarf görevinde kullanıldığını ve zamanla eksiz biçimlerinin de kullanım sahasına çıktığını söylemiş ve bu şekilde her iki biçimin de eş zamanlı olduğunu belirtmiştir. +lA ekinin zaman fonksiyonunu Işk-nâme’de dünle (7993) kelimesinde görmekteyiz. 37 anuñla (1110, 3977, 8109), bunlaruñla (3402), senüñle (6324), bizümle (7359, 7840), benümle (7927), sizüñle (8301). c. birle Bir+le yapısındadır edat olarak kullanılır. İkincisi ‘Ömer‘dür heybet ıssı / SalÀbet birle dürlü nuãret ıssı (267), Sa‘adet birle yoğruldu hamirüñ / Kamu halka iyü sanur zamirüñ (613), Çü ‘arz itdi bu óÀli PÀrsÀ’ya / Edep birle dönüben didi DÀye (1048), Úalem birle götür úağad ferengí / Úatumda (e)z iki üç dürlü rengi (4719), İşÀretler süñü birle olurdı /Gögüz yare ve yÀrÀlar úılurdı (7453). ç. (I)lA õikriyile (3), şevúıyile (995), şÀdíliğile (983), õevúile (993), vaãlile (990), nÀzile (995), baúışile (998), suyile (2557), gözile (3165), nÀmeyile (3310), úamuyile (6335), úÀnile (7121), odile (7591). 3.1.3.9. Gibilik Hâli Eski Türkçede -lAyU şeklinde görülen -lAyIn morfemi55 ve +CA eşitlik hâli morfeminden kalıplaşmış olan +cIlAyIn morfemi de Eski Türkiye Türkçesi metinlerinde benzetme ve eşitlik bildirmektedir.56 Her ne kadar bu ek yapım eki gibi değerlendirilse de bunun kalıcı isim veya zarflar türetmekten ziyade bir çekim fonksiyonu taşıdığı görülmektedir. Bu çekim fonksiyonunu gibilik hâli olarak değerlendirdik. 55 Muharrem Ergin, a.g.e., § 359; 56 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 116 38 Eski Türkçede gerindiumun -U şekli ile ekin ilk şeklini +lAyU olarak gördüğümüz bu eke, sonradan +n enstürmental eki katılarak vokal uyumu sağlanmıştır. Bugün ise bu ekin, y’nin inceltici tesiri ile yalnız ince şekilli olarak kullanıldığını ve kalınlık incelik uyumu dışında kaldığını görüyoruz. 57 Eski Türkiye Türkçesinde ise benzerlik hâli anlatımına sahip olan +lAyIn morfemi, işlek bir kullanıma sahiptir: ogrılayın, bülbülleyin, nerkisleyin58 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: äaru çiğdemleyin ãolmış úızıl gül / Úara ùoprağa düşmiş serv ü sünbül (1008), Benümle göňül anda bir úılasın / Ki sen bencileyin ‘Àşık olasın (1975), Gügercin gibi kığıduñ hevâdan / Toğanlayın gözüm dikme cefâdan (3098), Külefsin bülbülüñ çoúdur óaúíúat / Velí bencileyin yoúdur óaúíúat (3182), ‘İzâruñ safhası ‘Azrâ degül mi / Özüm Vâmık’layın şeydâ degül mi (3262), Günüm Husrev’leyin şírin geçerdi / Dünüm Şírin gibi nÀrin geçerdi (4139), Velî bencileyin úayàuları çoú / Görürem kim zemÀne gordügi yoú (4184), Ecel bulıdı dirşürdi belÀyı / Felek yağmurlayın dökdi úaøÀyı (7464). 3.1.3.10. Yön Gösterme (Direktif) Hali Türkçenin tarihi devirlerinde büyük bir yer işgal eden bu ek, Eski Türkçede -GArU morfemi şeklinde kullanılmaktaydı. Ek tarihi ve coğrafi şartlar dolayısıyla, bazı fonetik değişmeler göstermiştir: -àaru > -úaru > -karı -àaru > -àarı -àaru > -aru > -arı -gerü > -kerü > -keri -gerü > -geri -gerü > -erü > -eri 57 Muharrem Ergin, a.g.e., § 225. 58 Tahsin Banguoğlu, Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2000, s. 191. 39 Eski Türkçe döneminde Orhun yazıtlarında normal şekli ile kullanılan bu ekin, Uygur metinlerinde normal şeklin yanında -úaru, -kerü morfemlerinin de kullanıldığı bilinmektedir. Ek Batı Türkçesine geçerken başındaki /à/ ve /g/ art ve ön damak fonemlerini düşürmüş ve Eski Türkiye Türkçesinde -ArU şeklinde girmiştir. Eski Türkiye Türkçesinde -ArU ekinin kısalmasından -rU eki doğmuş; ancak kalıplaşmış bazı kelimelerde kullanılmıştır.59 Eski Türkiye Türkçesinde kullanılan yön eklerinden sonuncusu da Eski Türkçede az kullanılan ve ETT’de de değişmeyen -rA’ dir.60 Işk-nâme’de tespit edilen yön gösterme ekleri ve örnekleri şunlardır: -ArU: ilerü (2122, 3891, 3987, 5624, 7470) yukaru (564, 4651) -rU: berü (3630, 4479, 6456) girü (3919) toàru (4313) gicerü (4361) -rA: içre (12, 867, 2515, 3260, 3991, 4245, 4529, 7540) berü (5468, 6546) üzre ( 14, 84, 802, 3986, 4027, 6498) soñra (4456, 5572, 8424) taşra (2599, 4530, 6384, 7732) öñre (7714) 59 Suzan Duran, “Türkçede Cihet ve Mekan Gösteren Ek ve Sözler“, TDAY Belleten, 1956, s.3-4. 60 Muharrem Ergin, a.g.e., § 360. 40 3.1.4. Soru Edatı +mI Eski Türkçe’de daima yuvarlak ünlülü olan soru edatı Eski Türkiye Türkçesinde daima düz ünlülüdür. Metnimizde bu ses düzenine aykırı bir durum yoktur.61 Didiler aña ‘aúluñ var mı úanı / Virür her kişi bunca òÀnümÀnı (207), Ne kim menúÿş olur òÀtırda var mı / Ùaleb úılmaúlığa anı yarar mı (1105), N’idelüm çÀre var mıdur i ŞÀh’um / Yoğ olursam yoğ iken uş günÀhum (2479), Umar idüm úapuñdan baòt-i cÀvíd / RevÀ mıdur gönülem şöyle nevmíd (3270), Beni esrütdüñ ayıú mı olursın / Siyah-dil çün şeúÀyıú mı olursın (4496), RevÀ mıdur ne dirsüz danışuñ bir / Baña böyle ögüt virür bu òÀùır (7550). 61 Muharrem Ergin, a.g.e., § 361; Hayati Develi, a.g.e., s. 127. 41 YAPIM EKLERİ Yapım ekleri isim ya da fiil kök ve gövdelerinden yeni isim ya da fiil gövdeleri yapan eklerdir. Türkçede kökler ile ekler arasında birleşme ölçüleri kurallı ve sistemli olduğu için isimlere gelen ekler fiillere, fiillere gelen ekler isimlere gelmez. Aralarında şekilce bazı benzerlikler görülse bile, bunlar görevce ayrı sınıflarda yer alırlar. Türkiye Türkçesinde ve Türkçenin tüm dönemlerinde yapım ekleri başlıca dört gruba ayrılır: 1. İsimden isim yapan ekler, 2. İsimden fiil yapan ekler, 3. Fiilden isim yapan ekler, 4. Fiilden fiil yapan ekler62 3.2.1. İSİMDEN İSİM YAPAN EKLER +An Eski Türkçede bağlılık, kuvvetlendirme ve çokluk görevinde kullanılan bu ek63, işlek olmamakla birlikte günümüzde bulunduğu kelimelerde kökle kaynaşarak ses değişikliğine uğramadan fonksiyonunu yitirmiştir. Metnimizde şu örneklerde görülmektedir: Bunuñ ‘ışúına düşdüm virürem cÀn / Görürem bunı bir uyúucı oğlan (2739) Yarağ itdi çeri iki ùarafdan / …kden úaldı erenler ‘alefden (3494) +CA: İsim çekim eklerinden eşitlik eki olan +CA metnimizde bazı örneklerde türetme eki olarak da kullanılmıştır: Niçe kim ola bu eflÀk-i dÀ’ir / SitÀre seyrile olduúça sÀ’ir (619) Bir avuç ahça virdi bağbana / Ki kalmaya ara yirde behane (882) 62 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s. 21 63 Marcel Erdal, Old Turkic Word Formation, Vol-I, Wiesbaden: 1991, s. 91. 42 +CI Türkçede eskiden beri kullanılan bu ek Eski Türkçe dönemi ve Eski Türkiye Türkçesi Döneminin ilk zamanlarında ç’li biçimde kullanılmış, Osmanlıcanın başlarında da c’li biçimler ortaya çıkmıştır. Bu ek; Eski Türkçe, Eski Türkiye Türkçesi vokal bakımından Osmanlıcanın ilk dönemlerinde yalnızca düz vokalli şekilde kullanılmıştır. Ekin yuvarlak ünlülü şekli Osmanlıcanın son dönemlerinde ortaya çıkmış ve günümüzde ekte hem konsanant bakımından hem de vokal bakımından tam bir çok çeşitlilik görülmektedir. Kullanış sahası çok geniş, işleklik dercesi çok yüksek olan bu ek, her türlü ismin sonuna gelerek onlarla ilgili meslek sıfatları, uğraşma isimleri yapar.64 Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda tespit edilmiştir: a. İsimlere gelerek bir nesneyi, bir işi veya bir sanatı kendisine meslek veya uğraşı olarak seçmiş olanları gösteren isimler yapar: Buyurdu ãardılar zaòmini muókem / Otacı geldi urdu aña merhem (3989), Özi oúçı imiş çün yayı úatı / Bu bÀb içinde fehm ü rÀyı úatı (7390), Meyancı olmış idi dün çerisi / Ölirdi ‘Àlemüñ cümle dirisi (7466), Melÿl idi balıúçı düşdi òÀba / Muúayyed olmadı hergiz cevÀba (7835). b. İsimlerden bir işi görev olarak almış kimseyi gösteren isimler yapar: Meseldür dime kim deyyÀr bilmez / Ki aúıncı vü ‘Àşıú Àr bilmez (2891), Hümâ ilçi úığırdı didi kim gel / Bu müşkil işümüzi eylegil hal (4930), Bir iki gün gemi òoş òoş giderken / Dümenci sÀ‘atin görüp güderken (7076), Ara yire oú olmuşdı òaberci / ÚaøÀ vaãfın yazar idi úaderci (7450), Saña direm ki hergiz yoú sebÀtı / Yalancı oúınur girçek ãıfÀtı (8571). 64 Muharrem Ergin, a.g.e., § 207. 43 c. İsimlere gelerek bir şeye alışkanlığı, bir şeyi huy edinmeyi gösteren alışkanlık sıfatları yapar: Bunuñ ‘ışúına düşdüm virürem cÀn / Görürem bunı bir uyúucı oğlan (2739) +CAK Küçültme ve sevgi ifaden eden bu ek, Türkçede eskiden beri kullanılan; fakat işlekliği gittikçe azalan bir yapıdadır. Ek, Eski Türkçede ç’li olup Batı Türkçesinin ilk dönemlerinde ç’li olarak devam etmiştir. Ekin c’li şekli ise Eski Türkiye Türkçesinden sonra ortaya çıkmıştır. Işk-nâme’de şu görev ve fonksiyonlarda tespit edilmiştir: a. Sıfatlardan pekiştirilmiş bazı zarflar türetmiştir: Bu işde bi-nevÀvuz katı bí-berk / Yalıncaú úış ağacı gibi bí-berk (339), Re’isüñ ùogru irişdi evine / Ki su ala vü tizcek döne yine (4315), b. Sıfat fonksiyonunda kelimeler türetmiştir: Bile ol bizüm ile olma àam-kín / Ki gökçek yirde olmaz òulú çirkín (5596) +CUK Eski Türkçede olmayan bu ek, Batı Türkçesinin başından beri görülmeye başlamış ve son zamanlarda çok işlek hâle gelmiştir. Küçültme ve sevgi ifade eden Eski Türkçedeki +CAK ekinden türemiş olduğuna hükmolunabilir.65 Genellikle küçültme fonksiyonunda kullanılan bu ek, alet ismi de türetir: dizçük, úaruçuú66 Işk-nâme’de isim ve sıfat görevlerinde küçültmeler yapmış ve hep yuvarlak ünlülü olarak kullanılmıştır: Za’ifdür aña yük yükletme öküş / Ki yük götürmez olur aksacuú úuş (157), Açıl gül gibi söyle hemçü bülbül / Gelincük cicegine bağla sümbül (1342) 65 Muharrem Ergin, a.g.e., § 211. 66 Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 116. 44 ‘Áşıú àamın cigercügi pür òÿn olan bilür / Derdlü kişiyi derdi fîrÀvÀn olan bilür (2038), äağ olan òastanuñ Àhını ùañlar / Ùağarcuğu it ü basmaúçı añlar (3913), Beni gör kim nite bu devr-i eyyÀm / Bir aracuúda lâóôa virmez ÀrÀm (7290). +dAş Eski Türkçeden beri kullanılan bu ek sahası çok geniş olmamakla birlikte isim yapma işlekliğini daima koruyan ve tarih boyunca canlı kalan67 Eski Türkçeden beri de ünlü-ünsüz uyumlarına giren bir türetme ekidir.68 Başlıca fonksiyonları eşlik, ortaklık, mensubiyet ve bağlılık ifade eden isimler yapmaktır;69 ancak biz Işk- nâme’de ekin eşlik ve ortaklık fonksiyonlarına rastlamaktayız: Gidelüm yoldaş idüñ bize himmet / Görevüz himmetüñüzi àanímet (6853), Didi Şeh-zÀde ‘ye kim iy úarındaş / Oú atmağa bugün sen eylegil baş (7391), Didi Ferruò ki iy sevgülü kardaş / Degüldür key ki şerre úoşarlar baş (8113), +lIk, +lUk Genellikle adlardan ve sıfatlardan isim türeten bu ek, başlangıçtan beri Türkçenin belli başlı isimden isim yapma eklerinden biri olarak kullanılmasıyla birlikte çok işlek ve kapsamlı bir ektir. Başlıca işevleri isimlerden yer, alet, topluluk isimleri; mücerred isimler ve sıfat yapmaktır. Bu ek, sadece Eski Türkiye Türkçesi Döneminin başlangıcında dudak uyumu dışında kalarak yuvarlak ünlülü kelime tabanlarında da +lIk biçiminde düz ünlülü olarak kulanılmış, dönemin sonlarına doğru ise düzlük-yuvarlaklık uyumuna giren örneklere de rastlansa da asıl uyum 67 Marcel Erdal, a.g.e., Vol-I, , s. 119-120 68 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.46. 69 Muharrem Ergin, a.g.e., § 216. 45 Osmanlıcanın içinde sağlanmış ve ek +lIk, +lUk biçiminde bugünkü şekliyle kullanılagelmiştir. Ekin metnimizdeki kullanım sahası şu şekildedir: a. İsim ve sıfatlara gelerek onları genelleştiren yaygınlaştıran nitelikte soyut isimler türetir: sağlıú (393), àariblik (6689), çaresüzlik (6689), uyanuúluú (6686), açlıú (7829), òoşluk (6910), ikilik (6880), úullık (6716), eylük (6844), eblehlik (1069), şadılıú (4002), zarılık (1029), eksüklük (6857), biçarelık (4176), erlik (4525), acılıú (3259), serkeşlik (3196). b. Bu ekin aslı fonksiyonu sıfatlardan isim yapmak olduğu halde sıfat olarak kullanılmayan isimlerden sıfat yaptığı da görülür: harclık (5893), yimeklik (4099). c. Bu ek isimlere gelerek eşya ve alet ismi yapar: iplik (205) ç. İsimlerden rütbe ve makam bildiren isimler türetir: beglik (7164), şehlik (1054) d. Ek renk adlarında da o rengin hakim ve yaygın olduğunu bildiren soyut adlar türetmiştir: úaralıú (3172) e. Sayı isim ve sıfatlarından bir arada olmayı, guruplanmayı gösteren adlar türetir: birlik (2655) +lU Türkiye Türkçesinin her ise gelebilen ve isimden isim ve sıfat türetebilen en işlek eklerinden biri olan bu ekin geniş fonksiyonu sahiplik isimleri yapmaktır. Her türlü isimden mevcut bulundurma, htiva etme, nefsinde taşıma ifade eden çeşitli sahiplik isimleri yapar. Bu ek, Eski Türkçede +lIk, +lUk şeklinde idi. Fakat Batı Türkçesine geçerken ekin bu asıl şekilleri değişmiş Eski Türkçede iki ve daha çok heceli kelimelerin sonunda bulunan à ve g’ler Batı Türkçesinde düştüğü için bu ekteki ve à ve g’ler de düşmüş ve ekin düz ünlüsü yuvarlaklaşmıştır. Bu ekin Eski Türkiye Türkçesinde yalnız yuvarlak olarak +lU şeklinde görülmesi bu sebeptendir. 46 Ekin düz vokalli şekilleri Osmanlıca içinde ortaya çıkmış ve Batı Türkçesinin yeni devirlerinde ek düzlük yuvarlaklık uyumuna bağlı olarak kullanıla gelmiştir.70 Ek, Eski Türkiye Türkçesi metinlerinde yuvarlak ünlülüdür.71 Işk-nâme’de de bu fonolojik yapı korunmaktadır. Ek, metnimizde isimlerden bazen de sıfatlardan sahip olma, üzerinde bulundurma, o özelliği taşındırma, ilgili olma, yetkili olma anlamlarında isimler ve sıfatlar türetme görevinde kullanılmıştır: İsim görevinde: Úısa itme naôar baña belÀlu / Ki yindek balı yimez uzun ellü (3009), Göñülden böyle dimiş ol bir uslu / Ki usañ baş olur terküde aslu (3027), Dirilmiş mÀh-rÿlar hemçü pervín / Güneş yüzlü şeker sözlü nigÀrín (6429). Sıfat görevinde: İder hiss ol úamu gizlü úoúuyı / Niçe gizlense úazup yirde úuyı (30), Bunuñ zârılığından oldı bîzar / Yirinden durdı úayàulu dil-efgâr (1029), Biraz durdılar andan gitdiler tíz / Yine görklü serÀya yitdiler tíz (1074), Gözümde nur tenümde cÀn sensin / äınuúlu göñlüme mihmÀn sensin (3317). Sığın gözlü vü kaplan billü dil-ber / Yazar yine cevâbını mu’abber (3022) Úanatlu úuş gibi kim oú atardı / Göz açdurmaz idi gözin dutardı (7500) Sevündügi bu kim iş bitdi ÀsÀn / áÀmı bu kim gide bu tatlu mihmÀn (7521). 70 Muharrem Ergin, a.g.e., § 208. 71 Muharrem Ergin, § 208; Hayati Develi, a.g.e., s. 121; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 118. 47 +sUz Bu ek isimden yokluk, eksiklik bildiren olumsuz anlamda sıfatlar türeten işlek bir ektir. Ek, Eski Türkçede düzlük-yuvarlaklık uyumuna bağlı görüldüğü halde Eski Türkiye Türkçesi Döneminde yuvarlak ünlülü ekler sınıfına geçmesi +lU ekine benzeme sebebiyledir. 72 Işk-nâme’de şu örneklerde görülmektedir: Çalap zikriyile düşer kolay söz / Geñez olur kim olmaz hiç úolaysuz (3), Yire dur didi uş turur direksüz / Göge dön didi hem döner direksüz (9), Nite ‘ irfÀna óÀùır düzede ol / Ki canlu úoya cansuz gözede ol (1072), Hele çün bâğbansuz yimiş irmiş / Benem müştâk ü susuz armış ırmış (2743), Emeksüz saymayan ağır behâyı / Sanur toprak yirine tûtiyâyı (3036), İ göñül şöyle susuz Kerbelâ’sın / İ gözüm şu içinde mübtelâsın (4065), Kimi gürz ile vurursa sektire / Úoyardı baltasuz fi’l-hÀl yire (7501), Ne lâzımdur içümüzde bite baş / Ya òod suçsuz ara yirde yite baş (7719). Anasuz öksüzüñ yirincesi’çün / Günehsüz kişinüñ işkencesi’çün (8664). +rAk Eski Türkçede olduğu gibi Eski Türkiye Türkçesinde de fazlaca kullanılan bu ek, çokluk ve fazlalık ifade eden bir karşılaştırma ekidir. Ancak ekin Batı Türkçesinde sonradan kullanım alanının gittikçe azaldığı görülmüştür. Bu ek vokalle bitsin, konsanantla bitsin kök ve gövdelere esas itibariyle doğrudan doğruya eklenir. Fakat Eski Türkiye Türkçesinde bazı örneklerde araya bir vokal girdiği de görülür. Nitekim Işk-nâme’de böyle örneklere de rastlamaktayız: 72 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., § 26 48 Kimüñ úuşağına kim el vurudu / Düşürüp di anı yire sürerdi (7505), Vezír eydür ne kim didüñ úılursın / Velí bizden daòı yigrek bilürsin (8304) +kek Eski Türkçede yaygın olarak ve -kAk, -gAk gibi dört şekli olan ek, Batı Türkçesinde sadece er-kek kelimesinde -kek biçiminde kullanılmıştır. Işk-nâme’de de geçmektedir: erkek (7589) Naãíhat isteyem her bir kişiden / Öğüt dutam ger erkekden dişiden (7589) +sUl Benzerlik ve ilgi anlamı katan bu ek çok işlek değildir. Metnimizde şu kelimede geçmektedir: CihÀnda olmaya bu resm (ü) Àyín / Ki yoúsul gözleye şehler sarÀyın (7568), Çü şehsin yoúsuluñ óÀlini gözle / Yime mÀlını óırã ile vü gözle (8573). +l Benzerlik ifade eden bu ek işlek değildir. Işk-nâme’de şu kelimede geçmektedir: Münezzehdür vücÿdı yir i gökden / MüberrÀdur úızıl ü ağ ü gökden (17), Kimi gözsüz idi gözsüze uydı / Úara göze úızıl köz dutdı úoydı (73). +Ak Genellikle tek heceli kelimelere gelerek benzetme ve küçültme işlevinde olan bu ek, az sayıda isimler türetir. Işk-nâme’de duvak (319) kelimesinde görülmektedir: Duvağını götür gör kim bu úarı / Şu yüzile úomaz hergiz veúÀrı (319) 49 +KA Çok işlek olmayan bu ek, eskiden beri donmuş olarak Işk-nâme’de şu kelimede geçmektedir: Seni úodı vü tapdı ayruğa ol / Úapuñdan özge yire ãundı bir úol (138), Kim ol vÀóid durur ortağı yoúdur / Pes andan özge teñri dağı yoúdur (247). +ncI Ekin fonsiyonu sayı isimlerinden sıra, derece ifade eden sayı isimleri yapmaktır. Bu ek vokalle biten sayı isimlerine doğrudan doğruya, konsanantla biten sayı isimlerine ise bir yardımcı vokalle gelir. Batı Türkçesinin başında +nçi olarak görülen bu ek, Eski Türkiye Türkçesinde başlangıçta bir müddet yalnız ç’li olarak kullanılmış, sonra ç’nin iki sedalı arasında sedalılaşması ile +nci şekline geçmiştir. Eski Türkiye Türkçesinden sonra Osmanlıca ve Türkiye Türkçesinde ekin bu c’li şekli kullanılagelmiştir. Eski Türkiye Türkçesinde daima düz ünlülü olarak kullanılan bu ek, Osmanlıcanın son devirlerine doğru ünlü uyumuna girmiştir. Metnimizde kelimelerde görülmektedir: üçünci (4355), dördünci (272) Daòı dördüncisidir Mír Óayder / ‘Alí bÿ ÙÀlib oğlı şír ü server (272), İki gün yüridi ùağ içre tenhÀ / Üçinci gün göründi ùarf-i deryÀ (4355). 3.2.2. İSİMDEN FİİL YAPAN EKLER +A- Türkçede başlangıçtan beri var olan ve hiç değişmeyen bu ek, Işk-nâme’de isimlerden “olma“ veya “yapma“ ifade eden fiiller yapar: Bu dünya didigüñ bir yaşamış úız / Ki ger aylaú alursañ úız durur úız (315), Şuña beñzer ki var bir erde çok mal / Veli ‘ilm içre úıldı àayet ihmal (427), 50 Baña uğradı bir eníşe vü àam / Degül artuú ùağa düşse úıla úıla kem (839), ‘Aceb naúş oynadı bu naúş içinde / Ki bulunmaya hiç be naúş Çin’de (1043), Düzetdi dürlü söz terkíb ile ol / Didi maúãÿdını taúrír ile ol (4784), Çeri öñinde úonmışdı Ġażanfer / Boşanduúlayın (ol) mansūr leşker (6302), Baña vir añı fikrini uzatma / Úatundağını gör ıraú gözetme (7891). +Ar- İşleklik sahası sınırlı olan bu ek, daha çok renk isimlerinden fiil yapmakta kullanılır. Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Ağar- (2443), úarar- (2489), yaşar- (4121), sarar- (6663), úızar- (6617). +l- Bu ek bazı sıfatlardan “olma“ ifade eden fiiller yapar. Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: diril- (994), ayrıl- (3659), incel- (5228), eksil- (7320), düzil- (7371), yücel- (7515), örtül- (7740), úocal (8496). +lA- Türkçede eskiden beri aynı kalan bu ek ile yapılan bazı fiiller bu şekilleri ile kullanılmayıp veya kullanıştan düşüp sonlarına bir fiilden fiil yapma (-n-, -ş-, -t-, -l-) eki alarak o şekilleri ile kullanış sahasında görünürler. Böyle fiillerde ; -lA+ ile fiilden fiil eki birleşerek tek ek hissini verirler: canla-n-, hoş-la-n-, küf-le-n, hasta-la- n-, bir-le-ş-, yak-la-ş, úır-la-ş-, kir-le-t, dar-la-t.73 73 Muharrem Ergin, a.g.e., § 251. 51 Işk-nâme’de başlıca görevleri ve oluşturduğu fiiller şunlardır: a. +lA- eki eklendiği ismin gösterdiği nesne veya niteliği başka bir nesneye yönelten, o nesneden etkilenen geçişli fiiller türetir: bağışla- (142), yükle- (157), bağla- (1034), giz-le- (3605), oğurla- (4834), ısmarla- (6038), yuva- (6155), gözle- (7275), işle- (7335), avla- (7543), gözle- (7552), kucakla- (7775). b. +lA- eki ismin gösterdiği nesneyi araç olarak kullanma yoluyla o nesne ile yapılan işi gösteren geçişli fiiller türetir: sula- (2557), taşla- (7757) c. Sıfatlara ve yön gösteren bazı isimlere gelen bu ek, genellikle o niteliği üzerinde bulunduran ve olma bildiren geçişsiz fiiller türetir: başla- (1) ç. Dar ünlüler ile biten iki heceli isimlerden bu ekle kurulan bazı fiillerde ikinci hecenin dar ünlüsü düşer ve isim tek heceli bir kök durumuna gelir: kokula- > kokla- (7257). +sA- Bugün ancak birkaç fiilde görülen bu ek, “olma“ ve “yapma“ ifade eden fiiller yapar: susa- (1101, 3368, 3654) +Al- Kullanılış sahası çok geniş olmayan bu ek, genellikle sıfatlardan fiil yapar. Bu ekle yapılan fiiller “yalnız olma“ ifade ederler: Çü düzeldi kamu yirli yirince / Demidür kim gire şâhin görince (936), Düzeltdiler aña çıkdı nigârîn / Gözetdiler hem anuñ ihtiyârın (4470), İşitdi bu sözi oğaldı Ferruò / Deñize düşdi vü buñaldı Ferruò (7564), Bunı dirdi vü Ferruò Àh iderdi / Azalur ãabrı çoğalurdı úururdu (7601). +dA- Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: alda- (1537, 2432, 8565), iste- (45, 74, 191, 556), izde- (4733, 6712), 52 +r- Eskiden beri ancak sayılı kelimlerde görülen ve işlek olmayan bir ektir. “Olma“ ifade eden fiiller yapar: belür- (5886), delür- (5886). +K- İşleklik sahas geniş olmayan bu ekin örneklerine Eski Türkçede daha sık rastkanılmıştır. Yalnız olma ifade eden fiiller yapar.74 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: birik- (2270, 2712), 4031), gözük- (1368, 7552). 3.2.3. FİİLDEN İSİM YAPAN EKLER -Ak Fiil kök ve gövdelerinden isim ve sıfat türeten bir ektir. a. Bir işin yapıldığı yeri gösteren isimler türetir: Eger àam-kîn ola yataúda aslan / Ola dilkü avÀzı aña yacan (1905) Eger yir dibini idinse duraú / ÚaøÀdan kimsene olımaz ıraú (2632) HalÀyıú cümlesi mihmâna beñzer / Konakdur dünye milki hâna beñzer (8505) b. Bazı araç-gereç adları türetir: Dolandı òÀùırı çün gördi Sencer / Ol aracuğa sancaú urdı Sencer (5170) -GU, -KU Fiilin gösterdiği hareketle ilgili çeşitli nesneleri karşılayan bu ek eskiden beri işlek olarak kullanılır: uyku (5456), yanku (4618), sevgü (2885), kaygu (2750) 74 Muharrem Ergin, a.g.e., § 259. 53 -IcI Ek, Eski Türkçedeki -ıàçı, -igçi birleşik şeklinden doğmuştur.75 Ergin, ekin Eski Türkçede -àuçı, -güçi şekillerinde olduğunu ve bu ekin fiilden isim yapma ekleri -à, -g ve -àu, -gü ile isimden isim yapma eki -çı, -çi’den meydana geldiğini belirtmiştir. Batı Türkçesinde eklerin sonundaki ve başındaki -à ve -g düşmüş; böylece ek Eski Türkiye Türkçesine -UçI şeklinde geçmiş, sonradan ç’nin sedalılaşması ve yuvarlak vokalin düzleşmesiyle -IcI şeklini almıştır.76 Ekin ünlüleri genellikle düzdür.77 Bazı örneklerde ilk ünlüsü yuvarlak olarak gelmektedir: úorúucı, úoparucı78 Ekin fonksiyonunda bir çokluk, aşırılık, devamlılık vardır. Yaptığı isimler çok ve devamlı yapan veya olan nesneleri karşılar. Ek daha çok yapma ifade eden fiillere getirildiğinden meslek sahipleri için de bu ekle yapılan isimler kullanılmaktadır.79 Ek, Işk-nâme şu fonksiyonlarda kullanılmıştır: a. Fiilin gösterdiği işi sürekli olarak yapanı gösteren isimler türetmiştir: bakıcı (4023), işidici (4023), yarıcı (3025), úarıcı (3025), yandurıcı (2875), yıúıcı (2877), yaúıcı (2877), úılıcıvuz (6793). b. Fiilden o işi yapanı yapma yetkisi gösteren anlamında sıfatlar türetmiştir: yakıcı gözler (4335), gelici nesneler (4430), açıcı raz (2701) c. Fiilin gösterdiği işi, özellik olarak taşıyan sıfatlar türetmiştir: yandurıcı (3025), Kişiyi gerçi dilek viricidür / Soñ ucı yine bir yirdiricidür (376) 75 Faruk Kadri Timurtaş, “Batı Türkçesi“, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1976, s. 209. 76 Muharrem Ergin, a.g.e., § 278. 77 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 98.; Hayati Develi, Mirâc-nâme, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt XXVIII, İstanbul: i. Ü. Film Merkezi, 1998, s. 127.; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 120. 78 Gürer Gülsevin, Eski Türkiye Türkçesinde Ekler, Ankara: TDK Yayınları, 2007, s. 137. 79 Muharrem Ergin, § 278. 54 -(U)K Bu ekin ünlüsü daima yuvarlaktır.80 Ancak Duman, bazı eserlerde uyuma bağlı örneklere de rastlandığını belirtmiştir: delik, artık, eksik, katık gibi kelimeler hem düz hem de yuvarlak şekilli olmak üzere iki şekilli olarak görülmüştür.81 Nitekim ışk-nâme’de yaraşık (3079) örneğinde ekin düz ünlülü olarak kullanıldığı görülmektedir. Gülsevin ise bu ekin düz ünlülü bazı kelimelere eklendiğinde bile tabandaki ünlüyü etkileyip yuvarlaklaştırdığını söylemiştir.82 Hem geçişli hem de geçişsiz fiillere gelen bu ek ünlü ile biten tabanlara doğrudan gelmektedir: to-k, beze-k83 Bu ekle soyut ve somut isim ve sıfatlar alet ve eşya isimleri türetilmektedir. Işk-nâme’de şu örneklerde geçmektedir: del-ük (5183), konuk (5094), yastuk (4874), bölük (4615), ayruk (4446), buyruk (4569), uğrak (2671), dilek (3396), kuşak (2669), döşek (3398), artuk (2461), uyanuk kimse (3868), uzak (2630), bezek (717) -(U)m Bu ek genellikle yalnız bir defada veya bir hamlede olan işi ve mahsülünü ifade eden isimler türetir.84 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: ölüm (2639), adım (2473, 4801). 80 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 96; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 136; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 120. 81 Musa Duman, Vasiyetname, s.32 82 Gürer Gülsevin, a.g.e., s.136 83 Mustafa Özkan, a.g.e., s.120. 84 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 98. 55 -mA Aslında mastar şekli olan bu ek, kalıcı isimler de yapar: ısıtma, içme, yime85 Eski Türkçede ve Eski Türkiye Türkçesinde bu ekle soyut anlamda isim yapılırdı. Ekin hareket ve oluş isimi olarak kullanılması ve -mAk mastarının hafifletilmiş şekli olarak kabul edilmesi son yüzyıllarda görülmektedir: sürme çekmese86 Işk-nâme’de şu örnekte tespit edilmiştir: sürme çek- (3512) -n Bu ekle çeşitli anlamlarda isimler türetilir.87 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: bütün (2860), uzun (3009) -U Çok işlek ve verimli bir ek olan bu ek şekil yapısı bakımından aslında bir bağlantı ünlüsüdür. Eski Türkçede fiilden isim türeten -G morfeminin Batı Türkçesinde düşmesi yüzünden fiilin son ses ünsüzü ile eki kaynaştıran I/U bağlantı ünlüleri -G morfeminin yerini almış böylece fiilden isim türeten bir ek niteliği taşımıştır88: ölü, yazı, sürü vs. Ek, Eski Türkiye Türkçesi metinlerinde genellikle yuvarlak ünlülüdür. Ancak düz ünlülü şekillere de rastlanmaktadır: saçı, aãlı, dizli.89 Işk-nâme’de -U eki işlev bakımından fiilin gösterdiği işin ürünü veya sonucu olan somut ve soyut isimler türetir: tolu (1050), örtü (6795), koku (3326), sanu (4017), Bazı kelimelerde bu ekler sonradan başındaki -à, -g’si düşmüş olan - àu, - gü ekinden gelmektedir: kork- àu > kork-u (6274) 85 Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 136. 86 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 98. 87 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 121. 88 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s. 82. 89 Hayati Develi, a.g.e., s. 122. 56 Didi bir karı halka açuñuz yol / Ki Yusuf satusına bağlayan kol (205), Göñül kim tapuñ ile birlik itmez / Hakîkatde ölüdür dirlik itmez (2655), Bilüsüz eylese bir suç belüsüz / Keremden sâfi kıl derdin anuñ süz (3159), Yazudan taşra yokdur dünyede iş / Ne feryâd assı ider ü ne nâliş (5153), Eğer daha úatı ola çekeydüm Ok ata idüm ü dizüm çökeydüm (7397). -mur İşlek olmayan eklerden biridir. Vokal uyumuna bağlanmamıştır: yağmur (461) -A İşlek olmayan bir ektir: yara (3203), kısa (3067), çevre (5805) -gA Hareketi yapanı, olanı veya yapılan nesneleri karşılayan isimler yapan bu ek, eskiden çok kullanılmasına karşın sonradan işlekliğini kaybetmiştir: bilge (4733) -(I)ş Fiil kök ve gövdelerinden bir işin sonucu ve ürünü olan somut ve soyut kalıcı isimler türetir. Korkmaz, bu ekin görevinin -(y)Iş, -(y)Uş ekli kılış adlarından kalıplaşma yoluyla ve daha sonraki gelişmelerle oluşmadığı görüşündedir. Çünkü ek, Eski Türkçe döneminden beri bu işleviyle kalıcı adlar türetmiştir. 90 Işk-nâmede şu örneklerde görülmektedir: tanış (3702), iniş (2610), biliş (7405), bakış (7356), iriş (7266), karış (5301), kurtılış (7440), örtiliş (7740), durış (7583), döniş (7220). 90 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s. 106. 57 -(I)nç Eski Türkçedeki –(I)nç ekinin devamıdır.91 Başlıca fonksiyonu isim ve sıfat yapar.92 Işk-nâmede şu örneklerde tespit edilmiştir: basınç (8539), kılınç (3043), gülinç (1202) -ç Bu ek de isim ve sıfatlar yapmaktadır: dinç (1202, 8494), ilenç (1205, 8028), -àuç Bu ek, alet ismi ve sıfat yapar. Örneği azdır.93 Işk-nâme’de sıfat görevinde şu kelimede tespit edilmiştir: aldaàuç aş (1537) -sAk Fiilden isim ve sıfat türeten işlek olmayan bir ektir.94 Işk-nâmede şu örnekte tespit edilmiştir: dutsak gönüller(3179) -t Türkçede eskiden beri görülen, eskiden örnekleri daha çok olan, bugün ancak bir kaç kelimede bulunan, işlk olmayan bir ektir. Eski Türkiye Türkçesinde içit (içilecek şey), binit (binilecek şey), yüklet (yük taşıyacak vasıta) kelimelerinde bu ek vardır.95 91 Gürer Gülsevin, a.g.e., s.135. 92 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.m., s. 210. 93 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.m. s. 210; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 134. 94 Muharrem Ergin, a.g.e., § 298, Zeynep Korkmaz, a.g.e., s. 105. 95 Muharrem Ergin, § 283. 58 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Yüriyem yirde vü uçam hevâda / Gerekmez binit ü zâd ü zevâde (5013), Naãíhat isteyem her bir kişiden / Öğüt dutam ger erkekden dişiden (7589), Atadan oğula öğüt durur farø/ Gerek kim ödeyem ben daòı hem úarø (8554). 3.2.4. FİİLDEN FİİL YAPAN EKLER Bu ekler, fiilin çatısını ettirhenlik, edilgenlik, dönüşlülük ve işteşlik bakımından değiştirirler.96 a. Geçişli-Ettirgenlik -Ar-, -Ur-, -Ir- Eski Türkçede üç ayrı ekin mevcut olduğu görülmektedir: -Ar, -Ur, -;Ir Fakat aralarında anlam farkı olup olmadığının tespiti mümkün değildir.97 Eski Türkiye Türkçesinde çoğunlukla tek heceli ve ünsüzle biten kelimelere getirilerek geçişli çatı kuran bir ektir.98 Işk-nâmede şu örneklerde tespit edilmiştir: çıkar- (2277), gider- (2710), irür- (2442), savur- (3441), geçür- (3540), bişür- (3672), düşür- (3672), uyar- (2289), yitür- (3346), geçür- (2778), içür- (3167), çıkar- (5839), kızar- (4092), kaçur- (6913), toyur- (7233), uçur- (8011), artur- (1080), bitür- (4908), yatur- (3978), üşür- (3961). 96 Gürer Gülseven, a.g.e., s.138. 97 Şinasi Tekin, a.g.m., s. 159. 98 Musa Duman, a.g.e., s. 34. 59 -DUr- Ünsüz ile biten geçişli ve geçişsiz fiil kök ve gövdelerine gelerek oldurma ve yaptırma bildiren geçişli fiiller türetir. Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: a. Fiil gövdelerinde genellikle -ş’li ve -n’li çatılar üzerine gelmiştir: karışdur- (6969), üleşdür- (6285), boşandur- (5551), ulaşdur- (4160). b. Bu ekle kurulmuş bir kısım fiillerde ise ek, ettirgenlik işlevini kaybederek kökle kaynaşmış ve kalıplaşarak yeni anlamlı filler oluşturmuştur: aldır- (7494). c. Işk-nâmede ekin tek heceli fiil köklerine gelmiş şekilleri şunlardır: yandur- (7296), döndür- (6061), göndür- (6085), yirdir- (376), toldur- (7121), kodur- (6999), yazdur- (6813), didür- (98), bildür- (113), bindür- (3964), öldür- (5922). -t- Eski Türkçe döneminden beri kullanılan, ettirgenlik fiilleri kuran işlek bir çatı ekidir. Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda tespit edilmiştir: a. Eklendiği bazı fiillerde, kökle kaynaşmış ve ettirgenlik işlevi bakımından bir körelmeye uğramıştır: dağıt- (7080), gözet- (3973) b. Patlayıcı ünsüzlerden biriyle biten fiillerden sonra araya ünlü uyumlarına göre ayarlanan bir bağlantı ünlüsü alarak eklenmiştir: akıt- (5629), sapıt- (7411), azıt- (7080), berkit- (6679), eyit- (4669) c. Bu ek, ünlü ile biten iki heceli geçişli ve geçişsiz fiillere bir bağlantı ünlüsü almadan doğrudan doğruya –t olarak eklenmiştir: uzat- (7336), gözet- (7891) düzet- (4784), ışıt- (28), yüklet- (53), ağlat- (6531) ç. Ek, r gibi akıcı ünsüzlerden biriyle biten fiil kök ve gövdelerine de araya bir bağlantı ünlüsü almadan eklenmiştir: yaşart- (6171), belürt- (5886). 60 -der- Bu ek, gönder-, dönder-, göster-, gibi sınırlı örneklerde görülen işlek bir ektir.99 Işk-nâme’de şu örneklerde ntespit edilmiştir: gönder- (3973), dönder- (6835), göster- (2802). -GUr- Bu ek sadece sınırlı örneklerde karşımıza çıkmaktadır. Işk-nâme’de şu örnekte tespit edilmiştir: irgür- (78) b. Edilgen -l- Asıl edilgenlik eki budur. Hem /I/ hem de /U/ vokalleri ile kullanılabilmektedir. Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Gel iy göz ‘ibret ile ‘Àleme baú / Ki nice yaradıldı fil ile baú (50), Bağışlar cisme söz zıra òayÀtı / Dutılmış òÀùıra virür necÀtı (706), Naôar úıldı elinde Sehr-yÀruñ / Dürülmiş nÀme var ol iòtiyÀruñ (2124), Çü bağuñ úapusına geldi geldi bunlar/ Anahtar sokdılar açıldı ol der (2713), Yapılmış anda bir şehr-i mu‘azzam / HevÀsı yumşag ü bÀrüsı muhkem (4356), ViãÀli yası yasıldı úırıldı dil yası / Kimin baãır felek gör kimin úarar bu gün (4268), 99 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 136; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 140. 61 ÚaøÀdan (kimse) úurtulmaz óaúíúat / ÚaøÀnuñ yüzi örtülmez óaúíúat (5160), HevÀ açıldı göründi sitâre / Meger yakın irişmişler kenâre (5487), Gerek fikr ü gerek tedbir kîl / Yazılmışdan sarf bozulmaz noúùa-i óarf (7628), CihÀnda kimseye virilmedi iş / Geñince úıla dürlü ÀzmÀyiş (8455). -(I)n- Ünlü veya /l/ biten fiillere gelince edilgenlik görevini bu ek üstlenebilmektedir. Ünlü ile bitenlerde Bezenmiş şöyle kim tâvûs-i zîbâ / Düzenmiş nite kim bir kebk-i ra’nâ (3352), Donanup geydiler cümle zırıhlar / Düzetdiler kemendden çok girihler (3496), Çemen yirine döşenmiş zümürrüd / Üni kuşlarınuň ăvăz-i Dăvûd (2304), Özi hâ‘in olursa yâ katı serd / Adı defterde hiç okunmaya merd (8576). /l/ ile bitenlerde Bilindi sordılar hâs ile ‘Àma / Ki yakındur buña şehr-i FerÀme (8121), HümÀ buyurdı ‘adl ü dÀd olundı / Úamu mahbusları ÀzÀd olundı (4903), Çalındı kûs ü girdi girdege ol / Yaranmaya murÀda girdege ol (4972). c. Dönüşlülük -(I)n- Asıl dönüşlülük eki budur. Işk-nâme’de şu beyitlerde tespit edilmiştir: Bu bÀ‘iå oldu yoòsa şi‘r-i ÚaÀní / Kim oúunduúça şad ide revÀnı (472), 62 Bezenmiş şöyle kim Firdevs bÀğı / äalındı şöyle kim Ùÿbí budağı (889), Çemen yirine döşenmiş zümürrüd / Üni úuşlarınuň ÀvÀz-i DÀvÿd (2304), Naôar úıl her işüñ ‘arø ü tuline / Úoma tedbírüñ ayı kim ùolına (3342), Çeri tozda şu resme görinürdi / Ki gün yufúa bulıtda bürinürdi (8009), Severdük anı ol yigrendi bizden / Bulanuú su idük arındı bizden (8502), Muùí‘üz her ne kim Şeh buyurursa / Sevinürüz ne işe úayırursa (8546). -(I)l- Ünlüsü genellikle dar olmasına rağmen, uyumdan dolayı geniş ünlülü kullanıldığı örnekler de vardır. BelÀ yayı gibi bili egildi / Kiriş gibi àama göñli dügüldü (2016), Dutuldı perde her yirde çü Àyín / Dirildi perdeler altında Pervín (2371), ZiyÀnı asısından olur öküş / Dutılur ‘aúl aña çün duzağa úuş (2734), Çün ol bÿy-i óayÀt-efzÀ saçıldı / DimÀğından Şeh’üñ şekker içildi (3348), Döküldi úarşu geldi aña bir bir / Tağışup guããa úılup cem‘ òÀùır (4547), Elünden geldügince aç dügme / Şeşilmiş ipi sen bağlama dügme (5382). -(I)ş- Aslında işteşlik ekidir. Bazı ötneklerde bir işin, fâilin kendi kendisince yapıldığını gösterir. Yine pejmürde òÀùır oldı tÀze / Yine guããa úuşı irişdi yaza (2940) Örü durdı vü it gibi yapışdı / Yüzin gördi enük gibi apışdı (4484) 63 Úızıl yâúÿta cilÀ ulaşurdı / Şeker mercan yüzine bulaşurdı (6346) ç. İşteşlik -(I)ş- Geçişli ve geçişsiz fiiller -ş- eki ile işteş çatıya nakledilirler.100 Fiilin yapılmasında karşılıklı ve birliktelik bildirir.101 Işk-nâme’de şu başlıklarda tespit edilmiştir: a. Karşılıklı yapılanlar: Düşinde gördi bir úaãr-i mu‘aôôam / HezÀran baúşile dürlü muraúúam (998) Görişüp ağladılar úan ile yaş / Ki ùağ ü ùaş oldı cümlesi (6170) Neçün bÀrí anuñ ile durışmaú / Ya olmaz yire savaşmaú vurışmaú (8118) b. Birliktelik bildirenler: Úızıl úanlara àarú oldı bulaşdı / Atuñ boynına sarmaşdı ùolaşdı (3981), Çü anda Ferruò ü Òurrem bulışdı / Felek şÀd ü melek cümle gülüşdi (5678), Úoçışup sarmaşup uyuşdı bunlar / Aòir ãabr ipine yapuşdı bunlar (6051), Üleşdürdi yigide vü yeñile / Kim olmaya ‘adÿsından yeñile (6285), Girişdiler nite kim yay ile tír / Karışdılar nite kim şekker şír (6881) NigÀr ile braz söyleşdi ezber / Göñül oda bıraúdı hemçü ‘anber (7120), BesÀ maùlÿbına irişdi ùÀlib / Baña hicrÀn ü àurbet oldu àÀlib (7141). 1. 100 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 135. 2. 101 Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 141. 64 3.3. FİİL ÇEKİMİ Fiiller bir oluşu, bir kılışı veya bir durumu bildiren kök ya da gövde durumundaki anlamlı gramer birimleridir. Bu gramer birimleri, dilde yalın olarak yalnızca gösterdikleri oluş, kılış ve durumun adı olan mastar şekilleriyle yer alırlar. Cümle ve söz içerisinde ise diğer kelimelerle çok yönlü ilişkiler kurdukları için dilde çekimli olarak bulunurlar. Çekimli bir fiilde fiil kök veya gövdesi dışında; kip, zaman, şahıs, sayı kavramı ve ögeleri bulunur.102 3.3.1. FİİL ÇEKİMİNDE ŞAHIS VE SAYI Şahıs ekleri, oluşun ve kılışın kiminle ilgili olduğunu ve kimin tarafından yapıldığını belirten şekil ve zaman eklerinden sonra gelen eklerdir. Şahıs eklerinden sonra, yalnızca soru ekleri gelebilir. Zeynep Korkmaz’ın ifadesiyle; “Çekimli fiildeki şahıs ekleri, fiilin gösterdiği oluş ve kılışın hangi şahıslar tarafından yapıldığını bildiren bir gramer kategorisidir. Dolayısıyla bu ekler, fiildeki oluş ve kılışı bir şekil ve zaman kalıbı içinde şahıslara bağlayan eklerdir.“ 103 Banguoğlu, çekimli fiildeki şahısları 1. şahıs (eyden), 2. şahıs (ydilen) ve 3. şahıs olarak ifade eder.104 Bu şahısların teklik ya da çokluk kategorilerine göre bunlara sayı kategorisi de eklenir. Üçüncü teklik şahıs çekiminde fiil şahıs eki almaz. Üçüncü şahıs çokluk çekiminde ise şahıs ve sayı kavramını veren ek -lAr ekidir. Türkçede geçmişten beri şahıs ekleri köken bakımından üç gruba ayrılır:105 1.Zamir Kökenli Şahıs Ekleri 2. İyelik Kökenli Şahıs Ekleri 3. Emir Kipindeki Şahıs Ekleri 102 Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara: TDK Yayınları, 2003, § 501 103 Zeynep Korkmaz, a.g.e., 504. 104 Tahsin Banguoğlu, Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2007, § 378. 105 Zeynep Korkmaz, a.g.e., § 504. 65 3.3.1.1. Zamir Kökenli Şahıs Ekleri : Bu şahıs ekleri, şahıs zamiri menşeli olup, şahıs zamirlerinin ekleşmesinden oluşmuşlardır. Bu eklerin bugünkü şekilleri şunlardır: Teklik Çokluk 1. şahıs : +Im / +Um 1. şahıs : +Iz / +Uz 2. şahıs : +sIn / +sUn 2. şahıs : +sInIz / +sUnUz 3. şahıs : Ø 3. şahıs : +lAr Bu ekler şahıs zamiri menşeli olduklarından dolayı Eski Türkçe döneminde fiil çekimleri şahıs zamirleri ile yapılırdı. Meselâ öğrenilen geçmiş zaman çekimi şöyle idi: 106 Teklik 1. şahıs : almış men 2. şahıs : almış sen 3. şahıs : almış ol Çokluk 1. şahıs : almış biz 2. şahıs : almış siz 3. şahıs : almış olar Türkiye Türkçesi ile Eski Türkçe dönemindeki bu çekim şeklinde 3. teklik ve çokluk şahıslarda değişiklik olmuştur. 3. teklik şahıs eki olan “ol“ sonradan kullanılmamış ve sıfır morfem olmuştur (almış ol yerine almış-ø gibi). Eski Türkçedeki 3. çokluk şahıs eki olan “olar“ ise zamanla -lAr şekline dönüşerek ekleşmiştir (almış olar yerine almış-lar gibi). “İşte Batı Türkçesine geçerken yalnız 3. 106 Muharrem Ergin, a.g.e., § 438. 66 çokluk şahısta ekleşme olmuş, teklik 3. şahısta eksiz hâle gelmiştir. Diğer şahıslarda ekleşme ancak Batı Türkçesi içinde ve çeşitli safhalar geçirerek ortaya çıkmıştır. “ 107 Zamir kökenli şahıs ekleri Eski Türkiye Türkçesinde ise şu şekillerdeydi:108 Teklik 1. şahıs : +vAn / +vAnIn / +vAm , +Am , 2. şahıs : +sIn 3. şahıs : Ø Çokluk 1. şahıs : +vUz , +Uz 2. şahıs : +sIz 3. şahıs : +lAr Eski Türkçede 1. teklik şahıs eki olan +vAn/+vAnIn (Batı Türkçesindeki kelime başındaki b-v değişikliği ile) Eski Türkçedeki 1. teklik şahıs zamiri olan “…ben“in zaman içinde ekleşmesinden meydana geldiği görülmektedir. Eski Türkiye Türkçesinde bu ekin, nadir olarak, birinci şahıslardaki /m/ tesiri ile ortaya çıkmış +vAm şekli de görülür. +Am eki ise Eski Türkiye Türkçesinde en çok kullanılan 1. şahıs ekidir. +vAn’dan daha sonra ortaya çıktığı anlaşılan; fakat kullanışı gittikçe genişleyen bu ek bugünkü 1. şahıs ekinin ilk şekli olmuştur. Bu ekin /m/ konsonantı, birinci şahıslardaki /m/ tesiri ile ortaya çıkmıştır. Vokalinin geniş ünlülü /a/, /e/ olmasında ise +vAn’ın dolayısıyla “ben“in tesiri olduğu açıktır.109 107 Muharrem Ergin, a.g.e., § 438. 108 Muharrem Ergin, a.g.e., § 438. 109 Muharrem Ergin, a.g.e., § 438. 67 1. çokluk şahıs eki olan +vUz’un da yine “b-v“ değişikliği ile Eski Türkçedeki 1. çokluk şahıs zamiri olan “…biz“in ekleşmesinden meydana geldiği ve Eski Türkiye Türkçesinden sonra da ortadan kalktığı görülmektedir. +vUz ekindeki, “U“ vokali “v“ konsonantının tesiri ile yuvarlaklaşmıştır. “+Uz eki ise Batı Türkçesinde hakim çokluk 1. şahıs eki durumundadır. Eski Türkiye Türkçesi ile Osmanlı Türkçesinin ilk devirlerinde daima yuvarlak vokalli olmuş, Osmanlı Türkçesi içinde vokal uyumuna bağlanarak bugünkü şekilleri ortaya çıkmıştır. “ 110 2. teklik şahıs eki olan +sIn’ın , Eski Türkçedeki “…sen“ şahıs zamirinin zaman içinde ekleşmesi ve vokal değiştirmesinden oluştuğu görülmektedir. Daha sonra bu ek, sonundaki “n“ konsonantının “ñ“ye dönüşmesiyle +sIñ şekline girmiş, sonraki dönemlerde ise İstanbul Türkçesinin sağır kefleri atmasıyla tekrar “n“ye dönüşmüştür. 2. çokluk şahıs eki olan +sIz’da yine Eski Türkçedeki “siz“ şahıs zamirinin ekleşmesinden meydana gelmiştir. Bu ek Osmanlı Türkçesi döneminde 2. teklik şahıs ekini de alarak sağır kef’li kullanılmış (+sIñIz); ancak sonraki dönemlerde Standart Türkiye Türkçesinde damak /n/’si (ñ), diş /n/’sine dönmüştür. dönüşmüştür. Eski Türkçede 3. teklik şahıs zamiri olan “…ol“ daha o dönemlerde iken kullanılmamaya başlanmış ve Orta Türkçe döneminden itibaren fiil çekiminde 3. teklik şahıs sağır morfemle ifade edilmiştir. 3. çokluk şahıs eki olan +lAr’da yine Eski Türkçedeki “…olar“ şahıs zamirinin ekleşmesiyle meydana gelmiştir. Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle (-Xm, -sIn, Ø; Iz, -sXnXz, -lAr) öğrenilen geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman, gereklilik kipi ve istek kipinin çekimlerinde kullanılan bu şhıs ekleri Eski Türkçe döneminde şart çekiminde kullanılmış olduğu hâlde Batı Türkçesinde şart çekimi görülen geçmiş 110 Muharrem Ergin, a.g.e., § 438. 68 zaman çekimi gibi iyelik kökenli şahıs ekleri ile yapılagelmiştir. Yalnız Eski Türkiye Türkçesinde şart çekiminin birinci şahsında zamir kökenli şahıs eki kullanılmıştır. Metnimizde bu konuyla ilgili örnekler yukarıda adı geçen zaman ve kip eklerinin bahsinde verilecektir. 3.3.1.2.İyelik Kökenli Şahıs Ekleri : Bu ekler iyelik eki menşelidir. Görülen geçmiş zaman ve şart çekimlerinde kullanılırlar. Bu eklerin günümüz Türkçesindeki şekilleri şunlardır: 111 Teklik 1. şahıs : +m 2. şahıs : +n 3. şahıs : +Ø ( eksiz ) Çokluk 1. şahıs : +k 2. şahıs : +n(X)z 3. şahıs : +lAr Bu eklerin Eski Türkçe dönemindeki şekilleri şunlardır: 112 Teklik 1. şahıs : +m 2. şahıs : +ñ 3. şahıs : +Ø (eksiz) Çokluk 1. şahıs : +mIz 111 Muharrem Ergin, a.g.e., § 439. 112 Muharrem Ergin, a.g.e., § 439. 69 2. şahıs : +ñIz 3. şahıs : +lAr Bu ekler Eski Türkçedeki şekilleriyle iyelik eklerinden farksızdır. Aslında iyelik ekleri isimlere gelmektedir; fakat Türkçenin başından beri görülen geçmiş zamanda fiil ifâdesi ve ona getirilen eklerde de şahıs eki ifâdesi vardır. Bu nedenle iyelik ekleri isimlere gelse de biz bu iyelik menşeli eklere şahıs eki diyeceğiz. Bu ekler Eski Türkçede yalnızca görülen geçmiş zaman çekiminde kullanılırken, Batı Türkçesinde hem görülen geçmiş zaman çekiminde hem de şart çekiminde kullanılmıştır. 1. teklik şahıs eki olan +m Türkçenin başlangıcından beri değişmemiştir. Eski Türkçede 1. çokluk şahıs eki olan +mIz Batı Türkçesinde düşmüş, yerine -dUk sıfat-fiil ekinin tesiriyle +k gelmiştir. 2. teklik şahıs eki +ñ ise İstanbul Türkçesinin dişsileşmeye uğrayarak +n olmuştur. 2. çokluk şahıs eki Eski Türkçede +ñIz şeklinde iken, Eski Türkiye Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi dönemlerinde yuvarlaklaşmış ve +ñUz şeklinde kullanılmıştır. Bu ek de son dönemlerde dişsileşme sonucu +nIz şeklini almıştır. İyelik kökenli olan bu eklerde; 3. teklik şahıs eki yoktur. 3. çokluk şahıs eki Batı Türkçesinin başından beri +lAr ekidir. Metnimizde bu konuyla ilgili örnekler yukarıda adı geçen zaman ve kip eklerinin bahsinde verilecektir. 70 3.3.1.3. Emir Kipindeki Şahıs Ekleri : Emir ekleri şekil ekleri olduğundan emir kipinde her şahsın ayrı bir eki vardır. Bu nedenle emir kipinde kip ekleri ile şahıs ekleri iç içedir. Emir kipindeki şahıs çekimi şu şekildedir: 113 1. teklik şahıs -AyIm : var-ayım gel-eyim 2. teklik şahıs -Ø : var gel 3. teklik şahıs -sXn : var-sın gel-sin 1. çokluk şahıs -AlIm: var-alım gel-elim 2. çokluk şahıs -Xn, XnXz: var-ın gel-in 3. çokluk şahıs – sXnlar: var-sın-lar gel-sin-ler Emir kipi ve kipin şahıslara göre çekimi konusunda çeşitli görüşler vardır: Aksan ve Banguoğluna göre emir kipinin 1. şahısları yoktur.114 Banguoğlu bunu şu şekilde ifade etmiştir: Buyuru, eydilen veya sözü geçene eydenin nazarî olarak kesin eğilimini duyuran bir kip olduğu için 1. kişiye yönelmesi mantıkî sayılamaz. 1. kişiye dönük en kesin eğilim kipi olarak gereklilik kipi kullanılır. Bununla birlikte kendimizi 2. kişi yaparak buyuruyu kendimize çevirebiliriz.115Ergin, emir birinci şahıslar için ayrı ayrı ekler bulunduğunu kabul eder ve bu eklerin son dönemlerde istek 1. şahıslar için de kullanıldığının altını çizer.116 Deny ve Korkmaz da emir kipinin 1. şahıslarının varlığını kabul eder.117 113 Zeynep Korkmaz, a.g.e.,s. 572. 114 Doğan Aksan v.d., Sözcük Türleri,Ankara: TDK Yayınları, s.247 ; Tahsin Banguoğlu, a.g.e., § 397. 115 Tahsin Banguoğlu, a.g.e., § 397. 116 Muharrem Ergin, a.g.e., § 476.- 486. 117 Jean Deny, Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi), İstanbul: Maarif Matbaası, 1941, §606. – 610. ; Zeynep Korkmaz, 2003, § 549. 71 Emir eklerinde meydana gelen değişiklikler şunlardır: 1. teklik şahıs emir eki Eski Türkçenin başlangıcında -AyIn şeklinde idi. Eski Türkçenin sonlarına doğru -AyI şekli ortaya çıktı. Batı Türkçesi döneminde ise “m“ tesiri ile -AyIm şekline büründü. Eski Türkiye Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinin başlangıcında 1. teklik şahıs olarak -AyIn ile -AyIm bir arada kullanıldı. Osmanlı Türkçesinin sonlarına doğru ise -AyIn’ın yerini -AyIm aldı. Eski Türkiye Türkçesinde bu ekte -m tesirinden dolayı bir yuvarlaklaşma görüyoruz: -AyUm. Osmanlı Türkçesinin sonlarına doğru bu karışıklık ortadan kalkmış ve ek bugün kullanılan şekle bürünmüştür: -AyIm. 118 1. çokluk şahıs eki Eski Türkçede bugünkü gibi -AlIm şeklinde idi. Batı Türkçesinin ilk dönemlerinde ve Eski Türkiye Türkçesi döneminde ekin son vokali yuvarlaklaşarak -AlUm olmuştur. Ek ancak Osmanlıcanın sonlarında düzleşerek bugünkü gibi kullanılmıştır. 2. teklik şahıs eki bugün yoktur; ama eskiden var idi. Eski Türkçede, Eski Türkiye Türkçesinde ve Osmanlı Türkçesinin başlarında kullanılan bu ek -àıl, - gil’dir. Eksiz kullanış daha sonra ortaya çıkmış ve zamanla yaygınlaşmıştır. 2. çokluk şahıs eki -ñ şekinde idi. Eski Türkçede kuvvetlendirici niteliğinde buna +lAr eki getirildi ve ek -ñ+lAr olarak kullanıldı. Batı Türkçesinde ise -lArın yerine -z çokluk belirtisi getirilerek ek Eski Türkçe döneminde -ñ ve -ñUz olarak kullanılmıştır. Osmanlı Türkçesinin son döneminde ise -ñ aldığı yardımcı sesle birleşerek –(I)ñ, -(U)ñ, -(I)ñIz, -(U)ñUz şeklinde kullanılmıştır. İstanbul Türkçesi ise sağır kef’leri atmıştır: -(I)n, (U)n, -(I)nIz, -(U)nUz 3. teklik şahıs eki -zUn, -sUn idi. Eski Türkiye Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinin son dönemlerine kadar -sUn kullanılmıştır. Osmanlı Türkçesinin son dönemlerinde ise bugünkü şeklini almış ve vokal uyumuna bağlı olarak -sIn, -sUn olarak kullanılmıştır. 118 Muharrem Ergin, a.g.e., § 478. 72 3. çokluk şahıs eki başlangıçtan beri 3. teklik şahıs ekine -lAr ekini almış ve Osmanlı Türkçesinin son dönemlerinde vokal uyumuna bağlanarak bugünkü - sInlAr, -sUnlAr şekilleri ortaya çıkmıştır. Işk-nâmede bu konuyla ilgili örnekler emir kipi bahsinde verilecektir. 3.3.2. ŞEKİL VE ZAMAN EKLERİ 3.3.2.1. Bildirme Kipleri 3.3.2.1.1. Görülen Geçmiş Zaman Eski Türkiye Türkçesinde görülen geçmiş zaman eki -dı, -di’dir.119 Bu ekin; Eski Türkiye Türkçesi döneminde, -D zaman ekine şahıs eklerinin getirilerek kullanıldığını öne sürenler olmuştur.120 Bu zamanın çekiminde iyelik kökenli şahıs ekleri kullanıldığından ve iyelik ekleri isimlere geldiğinden bu ekin yapısının isim asıllı olduğuna dair çeşitli görüşler belirtilmiştir: M. Ergin ve A. Von Gabain; -dı, -di, -tı, -ti ekinin -t fiilden isim yapma ekinden çıkmış olduğu düşüncesindedirler.121 J. Deny ekin, -dUk sıfat-fiilinden geldiğini; T. Banguoğlu ise eski bir sıfat-fiil eki olan -it ekinden çıktığını ileri sürer.122 Eski Türkiye Türkçesinde bu zamanın çekimi şu şekildedir: gel-dü-m, gel- dü-ñ, gel-di; gel-dü-k, gel-dü-ñüz, gel-di-ler. Örneklerden de görüldüğü üzere; bu zamanın çekiminde iyelik eki menşeli şahıs ekleri kullanılmakta olup, 3. şahıslar da çekim düz ünlülü diğer şahıslar da ise yuvarlak ünlülüdür.123 Yuvarlaklık, birinci 119 Zeynep Korkmaz, Marzuban-nâme Tercümesi, Ankara: TDK Yayınları, 1973, s. 162; Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.584; Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s.120; Muharrem Ergin, a.g.e., §463; Musa Duman, Vasiyet-nâme, İstanbul: R Yayınları, s.47; Mustafa Özkan, a.g.e., s.136. 120 Şinasi Tekin, “Eski Türkçe“, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1976, s. 170; Necmettin Hacıeminoğlu, Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i ve Dil Husisiyetleri, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1968, s. 136; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 88; Hayati Develi, a.g.e., s. 123 121 Muharrem Ergin, a.g.e., § 463. ; A. Von Gabain, Eski Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları, 2003, § 217. 122 Jean Deny, a.g.e., § 621 ve ötesi; Tahsin Banguoğlu, a.g.e., § 389. 123 Necmettin Hacıeminoğlu, a.g.e., s. 136; Muharrem Ergin, a.g.e., §463; Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 120; Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s.163; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 89; Musa Duman, a.g.e., s. 48, Hayati Develi, a.g.e., s. 123; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 136. 73 teklik m’nin, ikinci şahıslarda da ñ’nin etkisiyledir. Birinci çokluk şahısta ise -dUk sıfat fiil ekinin analojik baskısıyla olmuştur.124 Işk-nâme’de görülen geçmiş zamanın her şahsının çekimi görülmektedir: Teklik Çokluk 1. Şahıs -dU+m: bulımadum (370), úıldum (1041), umardım (2754), göyündüm (3001), söyündüm (3001), yudum (3162), işidüm (3581), gördüm (4014), yığamadum (4014), irdüm (6516). -dU+k: uçurduú (6169), irüşdük (6841) 2. Şahıs -dU+n: üzdüñ (1110) ,úılmaduñ (1111), çekdüñ (6713), úığuduñ (3098), atmaduñ (3225), didüñ (2392), ãaymaduñ (2866), olmaduñ (2866), sanayduñ (7443). -dU+ñUz: bulduñuzdı (8525), olduñuzdı (8525) 3. Şahıs -dI+Ø: yaratdı (14) bildürdi (113), didi (1040), úıldı (1046), úatredi (2193), çekmedi (3037), buyurdı (6442), virdi (6483), döndi (7462), dikmedi (7230), úoçdı (3358), ùayandı (6384), ısmarladı (2638), kalmadı (2638) -dI+lAr: irişdiler (1023), dediler (1034), gitdiler (1074-5484), durdılar (1074), vardılar (5470), itdiler (5470), aldılar (5471), çaldılar (8226), yapışdılar (6978). 124 Ahmet Karadoğan, “Eski Türkiye Türkçesinde Yuvarlaklaşan Ekler“, TDAYBelleten, Ankara: TDK Yayınları s. 178. 74 3.3.2.1.2.ÖĞRENİLEN GEÇMİŞ ZAMAN Eski Türkçede görülen geçmiş zaman eki -mIş’tır. Ek, Batı Türkçesine geçerken aynı kalmış, Eski Türkiye Türkçesinden başka Osmanlıcanın ilk dönemlerinde de bu düz şekil korunmuştur.125 Eski Türkiye Türkçesinde bu zamanın çekimi şu şekildedir: gel-miş-em (gel-miş-ven, gel-miş-ven-in), gel-miş-sin, gel-miş; gel-miş-üz, gel-miş-süz, gel- miş-ler. Örneklerden de görüldüğü üzere çekiminde zamir kökenli şahıs ekleri kullanılan öğrenilen geçmiş zaman eki –mış, -miş’in ünlüsü daima düzdür. Eklendiği kök nasıl olursa olsun dudak uyumuna uymaz.126 Işk-nâme’de öğrenilen geçmiş zaman -mIş morfeminin 2. çokluk şahsı hariç diğer şahısların çekimi şu şekilde görülmektedir: Teklik Çokluk 1. Şahıs -mIş+Am: Sığınmışam (170), úılmışam (1128), dutmışam (2642), bulmışam (2393), úomışam (3470)virmişem (6896), úılmışvan (6900), boğmışam (6965), úalmışam (8334). -mIş+Uz: olmışuz (309), úalmışuz (7050) 2. Şahıs -mIş+sIn: Düzetmişsin (1550), irmişsin(6273). - 3. Şahıs -mIş+Ø: almış (1002), olmış (1004), ãolmış (1007), iletmiş (1007), düşmiş (1008), bulmış (1010), dükenmiş (1011), çözülmiş (1079), süzülmüş (1079), ùolmış (1081), kılmış (1089), oturmış (2576), dirilmiş (2664), dimiş(3027), bulmış(6724), irmiş(6724). -mIş+lAr: dimişler (56), gelmişler (68), eylemişler (999), úılmışlar (3501), irişmişler (5487), úovmışlar (7975). 125 Muharrem Ergin, a.g.e., §467. 126 Muharrem Ergin, a.g.e., § 467, Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 164; Musa Duman, a.g.e., s.50; Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 80, Mustafa Özkan, a.g.e., s. 137. 75 Eski Türkiye Türkçesi döneminde karşımıza çıkan ve öğrenilen geçmiş zamanı ifade eden bir diğer ek de, -Up zarf-fiil eki üzerine bildirme ve kuvvetlendirme eki –dUr / -dUrUr eklerinin getirilmesiyle kurulan -UpdUr / -UpdUrUr şekilleridir. Korkmaz’ın “belirli geçmiş zaman“ olarak adlandırdığı bu yapı STT’de görülen –mIştIr morfeminin üstlendiği göreve karşılıktır. Eski Türkiye Türkçesinde genellikle üçüncü şahıslar da görülen bu ekin127, Işk-nâme’de de sadece teklik üçüncü şahıs çekimleri tespit edilebilmiştir: girüpdür (25), dutupdur (71), olup durur (1078), úadr olupdur (2322), virüpdür (2612), úurılupdur (4416), urmış durur (4794), yüregüm düglenüpdür (4795), Elif boyı girüpdür (6610), olupdur (6723), belÀ ile bitüpdür (7027), ögrenüpdurur (7027), virüpdür (7472), geçüpdurur veúÀyi‘ (7969). 3.3.2.1.3 GENİŞ ZAMAN Eski Türkçe döneminde ünsüzle biten fiil tabanlarına getirilen geniş zaman ekleri -Ur, nadiren -Ar tek tük de -Ir; ünlüyle biten fiil tabanlarına getirilen geniş zaman eki ise –y(U)r, nadiren de -r’dir. Eski Türkiye Türkçesi döneminde ünlüyle biten fiil tabanlarına, U’nun yardımcı ünlüye dönüşmesi sonucu sadece -r eki getirilmeye başlanmıştır. Eski Türkçede seyrek kullanılan -Ir şekli, istisnalar dışında Eski Türkiye Türkçesi döneminde -Ur olmuştur.128 Geniş zaman ekleri Işk-nâme’de şu şekilde kullanılmaktadır: -r : Açık fiil tabanlarına: istersen (1057), úınarsın (1115), ãınarsın (1115), yastar (3043), esenlerven (3784), dilerem (5051) -Ar: Tek heceli kapalı fiil tabanlarına: tozardı (1004), ùolar (1099), úonar (1101), dutar (1103), dökerlerdi (3365), giderven (8183), uçar (8365). -Ur: Çok heceli kapalı fiil tabanlarına: ışıtur (28), virür (1026), arturur (1080), vurursıñ (1109), bilürem (8478), olurın (3915), saçılurdı (6421), görürem (6539) 127 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 122; Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 163; Musa Duman, a.g.e., s.50. 128 Hayati Develi, a.g.e., s.123. 76 Eski Türkiye Türkçesinde bu zamanın çekimi şu şekildedir: gel-ür-em (gel- ür-ven, gel-ür-venin, gel-ür-in), gel-ür-sin, gel-ür; gel-ür-üz, gel-ür-siz, gel-ür-ler. Örneklerde de görüldüğü gibi bu zamanın çekiminde zamir kökenli şahıs ekleri kullanılmaktadır. Geniş zamanın olumsuzunda diğer zaman ve kiplerden farklı bir durum vardır. Diğer çekimlerde normal olarak şekil ve zaman ekleri fiilin olumlusuna da olumsuzuna da getirilir. Geniş zaman kipinde gördüğümüz ekler yalnız olumlu anlam taşıyan fiillere getirilir. Olumsuz geniş zaman da bu eklerle değil başka eklerle yapılır: gel-me-m, gel-mez-sin, gel-mez; gel-me-y-iz, gel-mez-siniz-gel-mez-ler. Çekimden de görüldüğü üzere geniş zaman için kullanılan ek birinci şahıslarda -mA diğer şahıslarda -mAz’dır. -mA aynı zamansa olumsuzluk ve zaman fonksiyonunu aynı ekte toplamıştır. Geniş zamanın olumsuzunda 1. şahıslarda -mA kullanılması Eski Türkiye Türkçesinden sonra ortaya çıkmıştır.129 Işk-nâme’de de 1. şahıslarda gelenek bozulmamış ve olumsuzluk –mAz morfemi ile gösterilmiştir: dimezven (1112), saymazam (2394), unutmazuz (4524), sevinürüz (8546). Işk-nâme’de geniş zamanın her şahsının çekimi görülmektedir: 129 Muharrem Ergin, a.g.e., § 453. 77 Teklik Çokluk 1. Şahıs iderven (483), bilürem (1046), dimezven (1112), suvaruram (2088), saymazam (2394), olurın (3915), düşerven (4808), dilerem (5051), bulımazvan (6638), görmezem (7163), giderven (8183), bilürem (8478). dirüz (3440), unutmazuz (4524), sevinürüz (8546). 2. Şahıs döndürirsin (130), virürsin (135- 8623), vurusın (1109), dirsin (1111), úınarsın (1115), ãınarsın (1115), düşersin (1031), aúarsın (3003), yaúarsın (3003), bilürsin (3007- 3033), úılursın (3033). bilürsiz (4510), bulursız (7541). 3.Şahıs oòşar (989), olturur (1001), yaraşmaz (1031), úonar (1101), eylemez (1103), dutar (1104), barışmaz (1184), úarışmaz (1184), yazar (3022), içürmez (3167), odalanmaz (3608), dükenmez (6382), úalur (8519) gösterür (8563). görürler (568), sevinürler(1051), dirler (1027, 1104), dökerlerdi (3365), giderler (3893), giderlerdi (3965). 78 3.3.2.1.4. GELECEK ZAMAN Eski Türkiye Türkçesinde yaygın olarak kullanılan gelecek zaman eki -IsAr’dır. Eski Türkçenin sonlarında ortaya çıktığı anlaşılan ve hem Kuzeydoğu Türkçesinde, hem Batı Türkçesinde bulunan bu gelcek zaman ekinin de nasıl türediği belli değildir.130 Bu ek dönemin sonlarına doğru yerini -AcAK’a bırakmış, böylece Batı Türkçesinin eski ve yeni devirlerinde iki ayrı gelecek zaman eki kullanılmıştır.131 Teklik Çokluk 1. Şahıs ayrılısarvan (3726), bilmeyiserem (8493) - 2. Şahıs uğrayısarsın (3413), yiyisersin (5496), sürisersin (8205) ãalısarsız (3919), görisersiz (4544) 3. Şahıs okıyası (19), olısardur (226), olısar (1107), úılısar (1117), úarardısar (2443), düşiser(3710), uzayısar (4179), çıúısar (4282), úurtulısar (7745), yorılısar (8123) olısarlar (292), üziserler (5993) Eski Türkiye Türkçesinde gelecek zamanı ifade eden -IsAr dışındaki morfemlerden de yararlanılmıştır. Bunlar -A, -AsI ve -sA gerek morfemleridir. -A: Eski Türkçede gelecek zaman eki olarak kullanılan -GAy, Batı Türkçesine ön ve art damaksı /g/ ve /y/ fonemlerinin düşmesi ile -A şeklinde geçmiş; fakat bu arada fonksiyon değiştirerek bir görev dallanmasına uğramış; istek, geniş zaman, 130 Muharrem Ergin, a.g.e., §473. 131 Muharrem Ergin, a.g.e., §473. 79 gelecek zaman ve gereklilik kiplerini gösterme görevi yanında başka kip ve zaman gösterme görevileriyle de kullanılmıştır.132 Eski Türkiye Türkçesinde çekimi şu şekildedir: gel-e-m, gel-e-sin, gel-e; gel-e-vüz, gel-e-siz, gel-e-ler. Eski Türkiye Türkçesinde çekimi şu şekildedir: gel-iser-ven (gel-iser- venin, gel-iser-in, gel-iser-em), gel-iser-sin, gel-iser; gel-iser-üz, gel-iser-siz, gel- iser-ler. Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Bugün oldı müyesser çün bu devlet / Yarın yüz göstere yine sa’âdet (2057); Beni àurbetde úoduñ zÀr ü tenhÀ / ‘Aceb olmaya olsam mest ü şeydÀ (3945); Eger bu ãoóbetüñ idem ãıfÀt ü şeróin ben / İrince rÿz-i úıyÀmet olınmaya ta‘díd (6486); Öle mi derd ile yâ ola dermân / Elüme gire mi yâ òod çıúa cân (6810), Eger faøluñ úıla baña kerem bir / İşim gücüm düzile evvel Àòir (7971). -AsI: Eski Türkiye Türkçesinde -ası, -esi gelecek zaman partisibi eki de şahıs eklerini alarak çekimli fiil gibi gelecek zaman ifadesi taşımıştır.133 Korkmaz -AsI morfemindeki -A parçasının, eski bir < -GA gelecek zaman gereklilik isim-fiili ekinden çıkmış olduğunu, morfemin -sI ögesi içinde iyelik eki yahut isimden isim yapma eki olarak kabul eden iki görüşün olduğunu söylemiştir. İyelik eki olduğunu kabul eden görüşler, genel olarak, eski devir metinlerinde -sI iyelik eki almış -A gelecek zaman isim-fiil eklerini, şekilce bunlarla aynı olan gelecek zaman isim-fiil ekleri ile karıştırmış bulunan görüşlerdir. Korkmaz, bu görüşü benimsemeyerek úıl-a-sı-n “kılacağını“, yi-y-e-si-n “yiyeceğini“ vb. şekilleri -A gelecek zaman isim-fiili eki ile, +sI 3. şahıs iyelik eki ve +n yükleme hâli eki olarak ayırmış ve bu ayrılışı kelime ve cümlelerin anlamları ile, ancak iyelik eklerinden sonra gelebilen +n yükleme hâli ekinin de açıkça ortaya koyduğunu 132 Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s. 167; Bu bahse istek kipinde detaylıca değinilmiştir. 133 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.402. 80 söylemiş ve bu örneklerin -AsI gelecek zaman isim-fiil ekleri ile olan ilgilerinin birer şekil benzerliği olduğunu belirtmiştir. Korkmaz makalesinde -AsI morfeminin –sI ögesi için isimden isim yapan bir ek olduğu görüşünün de tutarlı olmadığını; çünkü Eski Türkçede bir +sIG ekinden gelmiş bulunan bu +sI ögesinin “benzetme“,“karşılaştırma“,“küçültme“ görevinde sıfatlar türeten bir ek olduğunu ve anlam bakımından da bu görüşün uygun olamayacağını belirtmiştir. Son olarak –AsI isim-fiil ekinin -GA-sIG > -AsI değişimine uğramış gereklilik ve gelecek zaman gösterme görevinde isim fiiller türeten “aynı nitelikteki iki ayrı ekin“ kaynaşmasından meydana gelmiş bir ek olduğu görüşünü benimsediğini belirtmiş ve bu eklerin Eski Türkçedeki kullanım sahalarına değinerek görüşünü ispatlamıştır.134 Gelecek zaman anlamı taşıyan bu kullanış, Eski Türkiye Türkçesi döneminden sonra kullanım sahasını değiştirerek yalnız partisip morfemi olarak karşımıza çıkmaktadır.135 Işk-nâme’de çok sık kullanılmayan bu morfem şu örneklerde tespit edilmiştir: Ulu dergahınuñ yoúdur úıyasu / Dil anuñ ism-i zatın oúıyası (19), Gelüben kabrini göresi her dem / CihÀnda úalmadı Rüstem beòod Cem (5156). -sA gerek: -sA gerek yapısıyla kurulan cümleler genel olarak ihtimal ve gereklilik anlatmakta aynı zamanda gelecek zamanı da teşkil etmektedir.136 Işk-nâme’de bu yapı kullanılmakta olup daha çok gereklilik ifade etmiştir. Metnimizde seyrek de olsa geniş zaman ifadesi taşıyan örnekler tespit edilmiştir: İki øıt cem olıcaú hiç barışmaz /Úarışdurmaú gerek olsañ úarışmaz (3240) 134 Zeynep Korkmaz, “-ası / -esi Gelecek Zaman İsim-Fiil Ekinin Yapısı Üzerine“, TDAY Belleten, Ankara: 31-38. 135 Muharrem Ergin, a.g.e., § 474. 136 Jean Deny, a.g.e., § 1231. 81 Úula buyruú irişse òïcasından / Ölü ise gerek kim dura sinden (3587) Ya ölse ol gerek yÀ men ölürem / Bu àayret òod diri komaz bilürem (5170) İşitdi Ferruò eydür iy gül-i nev / Gerek sen rÀóatı yÀ mióneti sev (7013) Sever añı meger geçmez sözinden / Irağ olsa gerek devlet yüzinden (7684) 3.3.2.1.5. ŞİMDİKİ ZAMAN Eski Türkiye Türkçesinde şimdiki zamanı ifade eden özel bir ek yoktur. Batı Türkçesi dışında eskiden beri şimdiki zaman eki olarak -A görülmektedir. Nitekim Eski Türkiye Türkçesinde de şimdiki zaman ile geniş zamanın bazen -A ile karşılanmıştır. Fakat şimdiki zaman eki olan bu -A Batı Türkçesinde istek eki olan ve Eski Türkçedeki -àa, -ge (-àay, -gey)’den gelen -A ile karışmış ve daha Eski Türkiye Türkçesinde iken şimdiki zaman eki hüviyetini kaybetmiştir.137 Işk-nâme’de -A morfemi ile kurulan fiil çekimlerini şu örneklerde şimdiki zaman ifadesi taşıdığını düşünüyoruz: Niçe örte göziñi òÀb-i àaflet / Úanı hengÀm-i kÀm ü vaút-i furãat (2847), Úarındaşum gibi görem sizi ben /Dileyem Òurrem içün ol úıza ben (4925), Bugün anduú ata ana vaùan bi / Niçe bir yüriyevüz … biz (5753). 3.3.2.2. TASARLAMA KİPLERİ 3.3.2.2.1. İSTEK KİPİ İstek kipi -A’nın Eski Türkçedeki gelecek zaman gereklilik, dilek kiplerini kuran -àa, -ge (-àay, -gey)den geldiği kabul edilmektedir.138 Mecdut Mansuroğlu “Türkçede -gay/-gey Eki ve Türemeleri“ başlıklı makalesinde -gay> -ga>-a eklerinin şekil ve kullanılışları arasındaki yakınlıklarından dolayı bu eklerin hem birbirileriyle ilgili görünmek istendiğine hem de Türkçede -y ünsüzünün düşmemesinden dolayı 137 Muharrem Ergin, a.g.e., §456. 138 Muharrem Ergin, a.g.e., §493; Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.649; Kazım Köktekin, Yusuf-ı Meddah Varka ve Gülşah, Ankara: TDK Yayınları, 2007, s. 95, Mustafa Özkan, a.g.e., s.138 82 bu ekler arasındaki bu geçiş bağlantısının kurulamadığından bahsetmiştir. Makalesinde bu ekle ilgili ileri sürülen görüşler hakkında şu bilgileri vermiştir: W. Bang Türkiye Türkçesinbdeki -a’nın -gay ve nadir olarak görülen -ay şekilleriyle bağlantılı olamayacağını belirtmiş, A. Caferoğlu -ga ekini -ga/-ge fiilden isim yapma ekiyle bir tutmuş, J. Deny, -a’nın -ga’dan çıktığını kabul etmiş, A. Von Gabain Göktürk yazıtlarında görülmediği için -gAy ekinin Uygur metinlerinin son dönem örneklerinde olabileceğini söylemiş ve sonradan daha işlek hale gelen -ga’nın, eski dönemlerden itibaren görülen aynı şekildeki fiilden isim yapma ekiyle ay nı olduğunu savunarak üzerine eklenen -y ünsüzü ile isim görevinin kaldırıldığını belirtmiştir. V. Kılıçoğlu ise -gay, -ga ve -a eklerinin ortak kullanım özelliklerini göz önünde bulundurarak her üç ekte de görülen “a“sesinden kaynaklandığını ifade etmiştir. Mansuroğlu da makalesinin sonunda görüşlerden yola çıkarak bu üç ekin birbirleriyle bağlantılı olabileceğini; ancak bu konunun henüz çözüme ulaştırılamadığının altını çizmiştir.139 Ergin ve Korkmaz da istek kipinin Eski Türkçe döneminde gelecek zaman, geniş zaman, gereklilik ve dilek kipleri için kullanılan -àa, -ge’nin Batı Türkçesine geçerken à- ve g- ön seslerinin eriyip kaybolduğunu söylemişlerdir.140 Ancak Eski Türkiye Türkçesi döneminin başlarında her iki şeklin de (-àa, -ge /-a, -e) yan yana kullanıldığını örneklere rastlanmaktadır: bolay ki (bolay kim) / bola ki.141 Eski Türkiye Türkçesinde bu kipin çekimi şu şekilde görülmektedir: gel-e- m, gel-e-sin, gel-e, gel-e-vüz, gel-e-siz, gel-e-ler. Örneklerde de görüldüğü üzere Eski Türkiye Türkçesi döneminde teklik birinci şahısta iyelik kökenli şahıs eki, diğer şahıslarda ise zamir kökenli şahıs ekleri kullanılmaktadır. Işk-nâme’de istek kipinin her şahsının çekimi görülmektedir: 139 Mecdut Mansuroğlu, “Türkçe’de –gay/-gey Eki ve Türemeleri”, Jean Deny Armağanı, Ankara: TDK Yayınları, 1958, s.171-183. 140 Muharrem Ergin, a.g.e., § 493; Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.649. 141 Muharrem Ergin, a.g.e., § 493. 83 Teklik Çokluk 1. Şahıs -A+m: eyleyem(1047), görem(1047), yiyem(1083), yanam(2386), ırılam(2649), ayrılam (2649), ölem (2649), gidem(2649), yalvaram (4165), saram (7641), koyam (7641). -A+vUZ: dutavuz (93), eyidevüz (340), degşürevüz (2616), koyavuz (3432), yüriyevüz (5753), sayavuz (7020). 2. Şahıs -A+sIn: idesin (1065), konasın (2386), varasın (2658), gideyin (4459), kılasın (6466), olmayasın (6471),bulasın (7726). -A+sIz: yıúasız (3809), dürişesiz (3918), alasız (7202), götüresiz (7202). 3. Şahıs -A+Ø: baka (455), göre (1029), gide (1064), gözede (1072), suna (3993), düşe (4011), dirile (7033) -A+lAr: olalar (3967), bileler (6753), kılalar (7586). Eski Türkiye Türkçesinde tasarlama kiplerini, fonksiyonları itibarı ile ayrı ayrı müstakil şekillerde gösterebilmek oldukça güçtür. Bu kiplerin hepsinde “bir şeyin yapılmasının, ben tarafından istenmesi“ vardır. Eski Türkiye Türkçesinde istek kipi de hem emir, hem istek, hem gereklilik vs. bildirebilmektedir. Kipin farklı fonksiyonlar ifade edebilmesi, ancak; cümledeki diğer kelimelere, kişiler arasındaki hissî ve hiyerarşik ilişkilere, vurgu ve tonlamaya, isteğin gerçekleşmesi için gereken zamana, isteğin derecesine, isteğin gerçekleşmesi için müsamaha ve mecburiyete, göre değişmektedir.142 Işk-nâme’de istek kipinin uğradığı görev dallanmaları şu başlıklarda toplanmıştır: 142 Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 106. 84 Doğrudan istek: Ciger úanın su yirine úanam ben (2386); Çü bir úula ãayavuz bir úaç altun (7020); BehÀ cevr olmayasın hem-nişíne (6471). Gelecek zaman: Bugün oldı müyesser çün bu devlet / Yarın yüz göstere yine sa’âdet (2057); Beni àurbetde úoduñ zÀr ü tenhÀ / ‘Aceb olmaya olsam mest ü şeydÀ (3945); Eger bu ãoóbetüñ idem ãıfÀt ü şeróin ben / İrince rÿz-i úıyÀmet olınmaya ta‘díd (6486); Öle mi derd ile yâ ola dermân / Elüme gire mi yâ òod çıúa cân (6810), Eger faøluñ úıla baña kerem bir / İşim gücüm düzile evvel Àòir (7971). Şart: Eger egri baúa egri görür göz / Baúarsa doğru doğru gösterür yüz (455), ‘Aceb olmaya ava düşe Àhÿ (4277); Ve ger olmaya òoşlığ ile key bil (4345); Eger dönmeyedi anuñ úanadı (5793); Çü zehr ağusı òÀùır úıla bímÀr (6445); Lebine ger vire bir lâóôa destÿr (7698); Ogul kim gözleye ata rıøÀsın / Zemânuñ görmeye cevr ü cefasın (8156). c. Geniş zaman: Úuşı göçmiş ãañasın kim úafesden (2005); Çü sen olmayasın ‘Àlem gerekmez (3685); CihÀn ola bu ùÿfÀn ile vírÀn (7327); äanasın düşdi gökden bir sitÀre (6945); İkilik bulmaya hergiz araya (6880). ç. Şimdiki zaman: Niçe örte göziñi òÀb-i àaflet / Úanı hengÀm-i kÀm ü vaút-i furãat (2847), Úarındaşum gibi görem sizi ben /Dileyem Òurrem içün ol úıza ben (4925), Bugün anduú ata ana vaùan bi / Niçe bir yüriyevüz … biz (5753). d. Emir: Dönersem döne dilümden imÀnum (2651); Ki òalú işide vü bu sırrı bile (3524); Ki çıúmaya her işümüz aãıldan (3430) Ki yügrük yürgen ola vü oñat (4871); Úomaya sende ´izzet óaşmet ü cÀh (5924), Ki senden sonra úala bir eyü ad (8582). e. Gereklilik: Gerek varup ki ãuló ideydi (4686); Gerek merhem bula aña yaraya (4498). f. -IncA zarf fiili göreviyle: Seóer oldı úonuğa vir icÀzet / Gele yine çü úılasın işÀret (2439); Çü can gide óalÀã olur aòir ten (3680); İki göñül çü düşe bir araya / İkilik bulmaya hergiz araya (6880); Çü olmaya úılıç tedbír n’itsün / Çü tağyír ola düş ta‘bír n’itsün (7544); N’ideyüm devleti çün olmaya yÀr (7639). 85 g. İhtimal: Söz açup isteyesin bir òaber sen / Ola kim ùuyasın andan eåersen(2659), Bu az ili úabÿl itsüñ müúÀfÀt / Ola kim dilenile ‘öõri mÀfÀt (8290). 3.3.2.2.2. EMİR KİPİ Emir kipinde her şahsın ayrı ekleri vardır. Eski Türkiye Türkçesindeki emir kipinin çekimi şu şekildedir: gel-eyim / gel-eyin, gel / gel-gil, gel-sün; gel-elüm, gel-ü-ñ / gel-ü-ñüz, gel-süñler. Aşağıdaki tabloda Eski Türkiye Türkçesindeki emir kipinin şahıs ekleri gösterilmektedir.143 Teklik Çokluk 1. Şahıs -AyIm, -AyIn -AlUm 2. Şahıs Ø / -GIl -ñ, -ñUz 3. Şahıs -sUñ -sUñlAr Işk-nâme’de görülen emir kipi örnekleri: Teklik Çokluk 1. Şahıs -AyIn: bileyin (2559), n’ideyin (3787), úılayın (4164), olayın (4228), gideyin (5988), varayın (7062), sarayın (7062), vireyin (7197). -AlUm: çalalum (992), içelüm (992), yiyelüm (992), varalum (1063), duralum (1122), bulalum (2504), durmayalum (3959), unıdalum (3959), düşmeyelüm (6384), görelüm (8458). 2. Şahıs -Ø, -GIl: görgil (68), dutàıl (403), görmegil (1040), koàıl (1055), kesmegil (1062), salàıl (3000), -ñ, ñUz:Eyleñ (3411), eyleñüz (3531), ağlamañ (3664), dirilüñ (4040), eglenmeñ (4540), 143 Muharrem Ergin, a.g.e., § 476. 86 úılma (3008), itme (3009), ol (3024), bil (3031), yüri (4001), yastanmaàıl (4105), bulàıl (6700), vir (7329), dimegil (8027). gözlemeñ (4834), döndürmeñüz (6061), görmeñüz (7470), virüñ (7707). 3. Şahıs -sUn: olsun (3021), dimesün (4043), gelsün (6533), olsun (7477). - 3.3.2.2.3. ŞART KİPİ Eski Türkçede şart kipi için uzun bir süre -sAr eki kullanılmıştır. Devrenin sonlarında ekin r’si düşerek -sA şekline geçmiştir.144 Ek Batı Türkçesine de -sA biçiminde geçmiş ve Eski Türkiye Türkçesinde aynı şekilde kullanılmaya devam etmiştir. Ekin, Eski Türkiye Türkçesindeki çekimi şu şekildedir: gel-se-m, gel-se-ñ, gel-se, gel-se-vüz, gel-se-ñüz, gel-se-ler. Örneklerden de görüldüğü üzere şart kipinde yalnız birinci çokluk şahısta zamir kökenli diğer şahıslarda iyelik kökenli şahıs ekleri kullanılmaktadır. Işk-nâme’de şart kipinin her şahsının çekimi görülmektedir: Birinci teklik şahısta -vAm şahıs eki tespit edilememiştir; birinci çokluk şahısta +vUz şahıs eki tespit edilmiştir. 144 Muharrem Ergin, a.g.e., § 488. 87 Teklik Çokluk 1. Şahıs -sA+m: úılsam (990), olsam (3318), dimezsem (6677), disem (6677) -sA+vUz: gözlemezsevüz (2618), olursavuz (337, 7024), úılmazsavuz (3432, 4886), görürsevüz (6104). 2. Şahıs -sA+ñ: görseñ (4327), olmasañ (6729), işleseñ (6596), eyleseñ (7930), -sA+ñUz: dilerseñüz (7202), durursañuz (8301) 3. Şahıs -sA+Ø: olsa (1099), içse ( 1101), görse (1114), girse (3210), işitmese (4022), otursa (6440), yürise (6440) -sA+lAr: ursalar (5415), úılsalar (6635), dutsalar (6905). 3.3.2.2.4. GEREKLİLİK KİPİ Eski Türkiye Türkçesinde gereklilik kipi üç şekilde yapılmaktadır: Birincisi sadece gerek kelimesiyle, ikincisi -se, -sa morfemine “gerek“ veya “gerekdür” kelimelerinin eklenmesi ile, üçüncüsü ise -A morfemine “gerek“ veya “gerekdür“ kelimelerinin eklenmesi iledir.145 Işk-nâme’de şu örneklerde tespit edilmiştir: Bize vÀcib degül bu fikri itmek / Gerekdür ùoğru yol ùutmağ ü gitmek (92) Gerek ùamu ola anıñ maúÀmı / Cehennem andan ala intiúÀmı (139) Gerekdür òastaya şerbet devÀsı / Vücÿdınuñ hem olmadın fenÀsı (1139) Ne her bir söze inanmaú gerekdür / Ne her dívÀra ùayanmaú gerekdür (1791) 145 Timurtaş gereklilik kipi için, ETT’de sadece -sA gerek şeklinin kullanıldığını, Ergin ise “-sA gerek“ şeklinin yanında istek şekliyle beraber “-A gerek“ biçiminde kullanıldığını, Korkmaz ise gerekliliğin “-A gerek“ ve fiillerin mastar şekillerinden sonra “gerek, gerekdür“ kelimelerinin getirilmesiyle kurulduğunu belirtmişlerdir. 88 İki øıt cem olıcaú hiç barışmaz /Úarışdurmaú gerek olsañ úarışmaz (3240) Úula buyruú irişse òïcasından / Ölü ise gerek kim dura sinden (3587) Gerek kimse ki óaddince sağına / Şeker sığmaya úuzàun úursağuna (4216) Ya ölse ol gerek yÀ men ölürem / Bu àayret òod diri komaz bilürem (5170) ŞeúÀvet úapusın yapmaú gerekdür / ÚaøÀdan úaçuban ãapmaú gerekdür (5516) Gerek her yÀra bir ‘Àşıú mu‘ayyen / Ki pervÀne úılur şem‘-i müzeyyen (6742) İşitdi Ferruò eydür iy gül-i nev / Gerek sen rÀóatı yÀ mióneti sev (7013) DiriàÀ olmadın kimseye bende / Gerek bırağalar boynumı bende (7585) Sever añı meger geçmez sözinden / Irağ olsa gerek devlet yüzinden (7684) Gerek bu yolda yılanlar ola cüst / Úaví varmaya giden menzile süst (7597) Çü bağ içinde bir ağaç úarıya / Gerek lÀbüd ki yirinde úurıya (8515) 3.4. EK-FİİL Gramerlerimizde Deny’in “özden fiili“, Banguoğlu’nun “cevher fiili“, Ergin’in “isim fiili“, Aksan’ın “ekeylem“, Korkmaz’ın “ek-fiil“ terimleriyle146 adlanlandırdıkları; isim soyundan kelimelerin fiilleştirilmesinde kullanılan i- fiili, Eski Türkçede “er-“ şeklindedir. er->-ir>i- değişimine uğramış olan i- fiili; Eski Türkiye Türkçesinde, geniş zaman çekiminde isim öğesi ile şahıs eki arasında eriyip kaybolduğu için artık tam bir ek-fiil durumuna geçmiştir. Bundan dolayı isme eklenen şahıs ekleri bildirme eki niteliğini kazanmıştır. Ek fiilin Eski Türkiye Türkçesi döneminde dört çekim şekli vardır: 1. Geniş Zaman ( Şimdiki Zaman ) Kipi, 2. Görülen Geçmiş Zaman Kipi, 3. Öğrenilen Geçmiş Zaman Kipi, 4. Şart Kipi.147 Eski Türkiye Türkçesinde geniş zaman ek fiili şu şekildedir: 148 146 Jean Deny, a.g.e., § 548. ; Tahsin Banguoğlu,a.g.e., § 398. ; Muharrem Ergin, a.g.e., § 501. ; Doğan Aksan v.d., a.g.e., s. 235. ; Zeynep Korkmaz, a.g.e., § 566. 147 Muharrem Ergin, a.g.e., § 501; Mustafa Özkan, a.g.e., s. 144. 89 Teklik Çokluk 1. Şahıs -vAn, -vAnIn, -vAm, - Am - vUz, - Uz 2. Şahıs - sIn - sIz 3. Şahıs - dUr (durur) - dUrlAr (dururlar) Işk-nâme’de ek fiilin geniş zaman çekiminin örnekleri şunlardır: Teklik Çokluk 1. Şahıs serveriven (42), re’isiven (42), úuluñam (2456), suvan (2950), úuluñvan (4284), senüñven (4381), úatreven (6528), benven (8300) bí-nevÀvuz (221, 339), ùoprağuz (297), ‘aybuz (453, 457), yÀruz (883), úıl-ıcı+vuz (6793), úılıcı+vuz (6793), ağacuz (8514), 2. Şahıs dilbersin (2511), sensin (3317- 6754) - 3. Şahıs uş turur (9), cennetdür (982), devletdür (992), eblehlikdür (1069), budur (1107), mukimdir (1033), yokdur (1035), demidür (2990), mühredür (3008), nedür (3034), bu durur (4553). - Işk-nâme’de ek fiilin görülen geçmiş zamanı, öğrenilen geçmiş zamanı, şart kipi şu örneklerde görülmektedir: var idi (2469), dÿr idi (1130), can idi (1015), müşg idi (3011), can bahş idi (3011), baòt idi (6440), ucuyimiş (3966), bağluyise (300), yoğ ise (483), var ise (2500), hurrem iseñ (3032), fariğ iseñ (3032). 148 Zeynep Korkmaz (1973), a.g.e., s.178. 90 BİRLEŞİK KİPLİ FİİLLER Birleşik kipli fiiller, olumlu ya da olumsuz, kök ya da gövde hâlinde olan bir asıl fiile “i-“ ek-fiilinin çekimli şekillerinin eklenmesi ile oluşur. “i-“ ek-fiilinden önceki kısım; şekil, zaman, olumluluk, olumsuzluk ve soru kavramlarını taşıyan birer sıfat-fiil, dolayısıyla da isim durumundadır. Çoğu zaman ek-fiil çekim sırasında arada eriyip kaybolmuştur: geldi i-di-m > geldiydim, ağlıyor i-miş > ağlıyormuş örneklerinde olduğu gibi.149 Eski Türkiye Türkçesinde de fiillerin birleşik çekimlerinde bugünkünden farklı bir durum yoktur. Yalnız geniş zamanın rivayetinden sonra şart eki gelince - mısa, -mise; -mıssa, -misse ( - mIş’ın getirilmesiyle oluşturulur. Daima düz ünlülüdür. Çekim sırasında i- fiili çoğu kez kaybolur. Emir kipinin ve görülen geçmiş zaman kipinin rivayeti yoktur. Işk-nâme’de çok sık rastlamadığımız bu yapı, şu örnekler de tespit edilmiştir: bozarmış (7150), yazarmış (7150). Eski Türkiye Türkçesinde birleşik kipli fiillerin çekiminde bugünkünden farklı bir durum yoktur. Yalnız geniş zamanın rivayetinden sonra şart eki gelince - mısa / -mise; -mıssa / -misse (< -mış-sa > -miş ise) şekli ortaya çıkmaktadır. Bu yapı “şartın rivayeti“ veya “farazî şart“ anlamı vermektedir: hoş menzil idi dehr degül-misse (=olmasaydı, olmamış olsaydı) fenÀsı; dökeydüñ elüñde-misse (=elinde olmuş olsa, olmuş olsaydı) Áb-ı hayÀt; Türk dilini bilmiseydüm (=bilmiş olsaydım); elümdemisse (=elimde olmuş olsaydı)…151 Işk-nâme’de bu yapı şu örneklerde tespit edilmiştir: 151 Zeynep Korkmaz, “Türkiye Türkçesi“, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, Ankara: TDK Yayınları, 2005, c. I, s. 556. 92 Eger düzmisse bu ‘âlemde insân / Olaydı her úarınca bir Süleymân (2515) Felek istermise egri şabÀyı(?) / Bulaydı doğrudan Ferruh HümÀ’yı (7304) Bu dem Ferruh degülmisse n’olayduk / Nite Hürmüz elinden úurtulaydıú (7545) 3.5.3. Birleşik Kipl i Fiillerin Şartı : Eski Türkiye Türkçesinde birleşik kipli fiillerin şartı bir kip eki almış asıl fiile, i- ek-fiilinin şart kipinin getirilmesi ile oluşur. Çekim sırasında i- fiili çoğu kez kaybolur. Işk-nâme’de şu örnekler tespit edilmiştir: eydürse (16), yükledürseñ (53), bildürdise (113), çatar ise (328), úulur isem (1041), istersen (1057), dilerse (1073), virürsem (2389), gözlemezsevüz (2618), esirgerse (2813), sakınursañ (3000), olduñ ise (3003), idersem (3019), virmez iseñ (3413), kılmazsavuz (3432), úodum ise (3034), kurtulmaz isevüz (3679), düşdiyse (3901), te’dib iderseñ (4025), girürse (4043), isterseñüz (4047), kılursavuz (4933), uzatmaz iseñ (6049), olursa (6512), kılursañ (6668), dimezsem (6677), oldısa (6845), olursavuz (7024), durursañuz (8301). 93 3.6. BİRLEŞİK FİİLLER Fiil çeşitlerinin muhtelif derecelerini göstermek suretiyle dile son derece zengin ifade imkanı veren birleşik fiiller, Eski Türkçede İslâmlıktan önceki yazıtların ve yazmaların dilinde sık kullanılmıştır. Türkçenin sonraki dönemlerinde de kullanım alanı genişlemiştir.152 Gabain’e göre birleşik fiiller, sadece iki fiilin birleşmesinden meydana gelmektedir.153 Timurtaş ise birleşik fiilleri “Birleşik Sigalar, Yardımcı Fiillerle Yapılan Birleşik Şekiller, Tasvirî Fiiller, İsim, Sıfat ve Zarflarla Meydana Getirilen Fiiller“ olmak üzere dört başlık altında incelemiştir.154 Ergin ise “İsimlerle birleşik fiil yapan yardımcı fiiller, Fiille birleşik fiil yapan yardımcı fiiller ve İktidarî fiiller“ olmak üzere üç başlık altında toplamıştır.155 Korkmaz da birleşik fiilleri, taşıdıkları birbirinden farklı yapı, işlev ve anlam özelliklerine göre kendi içlerinde: Esas anlamını korumuş veya esas anlamını korumakla birlikte birtakım işlev incelikleri kazanmış olan birleşik fiiller ve Esas anlamını kaybederek deyimleşmiş olan birleşik fiiller olmak üzere iki ana gruba, her grubu da kendi içinde alt başlıklara ayırmıştır.156 Görüldüğü üzere birleşik fiiller hakkında değişik tasnifler sözkonusudur. Biz Işk-nâme’deki birleşik fiil örneklerini esas alarak bir ayrıma gitmeyi uygun gördük. Örneklere göre birleşik fiilleri; isimlerden yardımcı fiillerle yapılan birleşik fiiller ve tasviri fiiller olmak üzere iki başlık altında topladık. 3.6.1. İsimlerden yardımcı fiillerle yapılan birleşik fiiller: Eski Türkiye Türkçesinde Arapça ve Farça isimler; it-, kıl-, eyle-, ol-, bulun- yardımcı fiilleri kullanılarak fiil haline getirilmektedir. Bunlardan it-, kıl-, eyle- fiilleri ile yapılan geçişli; ol-, bulun- fiilleri ile yapılanlar da geçişsiz anlama 152 A. Von Gabain, “Türkçede Fiil Birleşmeleri“, TDAY Belleten, Ankara:, 1953, s. 16-28. 153 A. Von Gabain, a.g.m., s. 16-28 154 Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e., s. 140. 155 Muharrem Ergin, a.g.e., § 665-672. 156 Zeynep Korkmaz, a.g.e., 791. 94 sahiptirler. Aslında yardımcı fiil olmamakla birlikte, bul-, dut-, gel-, gör-, var-, vir-, tur-, ur- fiillerinin oynadığı rol de hemen hemen yardımcı fiillerinki gibidir. 157 Işk-nâme’de tespit edilen birleşik fiiller şunlardır: hasta úıl- (1002), õikr it- (1013), àazel úıl- (1014), tÀrumÀr it- (1015), terk eyle- (1056), naúş ol- (1059), ùartíb úıl- (1064), ‘azímet úıl- (1066), teferrüc it- (1068), figÀn it- (1078), harÀb it- (1085), reng al- (1089), ùaleb úıl- (1105), helÀk ol- (1114), melÀlet eyle- (1115), garíú ol- (1116), çÿş it- (1123), tertíb úıl- (1124), müjde vir- (1126), şeydÀ oldı (1130), devÀ úıl- (2451), àurÿr it- (2424), ãabr eyle- (2457), kibr it- (3020), meşàÿl eyle- (3336), farø eyle- (3403), kabÿl it- (3526), úabul eyle- (4854), yüz ur- (5051), òaber vir- (5460), muóabbet eyle- (5806), seyr eyle- (5816), ãarf it- (5988), õikr it- (6209). 3.6.2. Tasvir Fiilleri Tasvir fiilleri fiillerin -A -I; -U zarf fiil şekillerine bazı özel fiiller (gör-, gel-, dur-, vir-, yaz-, bil-) eklemek suretiyle yapılır. Bu birleşmede yardımcı fiiller, zarf fiilin anlattığı kılış ve oluşu tasvir eder, onun nasıl, ne şekilde olduğunu veya yapıldığını belirtirler. Tasvir fiilleri süreklilik, tezlik, yaklaşma ve yeterlik fiilleri olmak üzere dörde ayrılır.158 Süreklilik fiili Fiillerin zarf-fiil şekline gör-, gel-, dur- yardımcı fiilleri getirilerek yapılır. Oluş ve kılışa süreklilik özelliği katar. Işk-nâme’de şu kelimelerde tespit edilmiştir: Dilüñ döksün şeker şükr içün iy ŞÀh / Úılı gör teõkire õikr içün iy ŞÀh (2053), Örü durdı vü servi úıldı dü-tÀ / LÀùif Ùÿbí budağın duta duta (2379), 157 Mustafa Özkan, a.g.e., s.147. 158 Mustafa Özkan, a.g.e., s.148. 95 ..Iımadı nigÀrı oldı óayrÀn / Örü durdı gider üftÀn ü óízÀn (2745), Gelün cengi úoyalum barışalum / Hemíşe yanılu gelmişdür Àdem (5873) Suçumuz bilüben yalvaru geldük / Pelíd idük biz ön uş aru geldük (5876) Buyurdılar bir ere yüriyi gör / Ne kişidür sefer úandan úılur sor (8180) Ki yarın cümle ‘Àlem toya gelsün / Azışmasun ile vü boya gelsün (8360) Tezlik Fiili “vir-“ yardımcı fiili ile yapılan tezlik fiilinin Işk-nâme’de geçtiği beyitler şunlardır: Mürüvvet bağını açı virürsin / ‘İnÀyet güllerin saçı virürsin (135) Sunı vir lÿùf ile görsün ãavÀbın / Yine tizcek getür baña cevÀbın (2686) Sanasın zehr idi ol hÿni peyàÀm / Ki sunıvirdiler buña ùolu cÀm (7565) Yaklaşma Fiili Hareket ve oluşun meydana gelmeye yaklaştığını ifade eden ve “yaz-“ yardımcı fiiliyle yapılan yaklaşma fiili, Işk-nâme’de şu beyitte görülmektedir: Didi n’oldı eyÀ BÀnÿ-yi a‘ôam / Ki ÀhÀñdan yanayazdı bu ‘Àlem (1030) Yeterlik Fiili “bil-“ yardımcı fiiliyle yapılan yeterlik fiilinin olumsuzunda u- fiilinin olumsuz şekli kullanılır. Zarf fiil ile u- arasına yardımcı ses getirilmez ve u- düşer. Eski Türkiye Türkçesinde yeterlik fiilinin olumlu ve olumsuzunda çok defa -A 96 yerine -I bezen de -U zarf fiilleri kullanılmaktadır: başarı bil-, saklayu bil-, döne bil-, başarımaya, bulımazam, inandurımaz, gizleyimeyem.159 Işk-nâme’de şu beyitlerde görülmektedir: Bu mel‘ÿn ol degüldür bile úıymet / Ya kimse buña bulıbile furãat (2477) Ne òoş didi ulular işit añla / Şeşebilecegüň dügümi bağla (2595) Atavuz berkidüp bir oka anı / Eger DÀye göre bile nişÀnı (2834) Kime inanubilem öz işümi / Kim uçurdı alam elden úuşumı (3909) Bu dÀrÿ şöyle úıldı bunları mest / Ki ne baş deprenü bildi ne òod dest (5920) Du‘Àdan sonra didi vÀúı‘-i hÀl / Budur ŞÀh’um úılıbildükçe úıl Àl (6190) VefÀ bulınmaya hergiz cefÀsuz / Nite Àdem olubile òatÀsuz (6991) 159 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 148. 97 3.7. FİİLİMSİLER Fiilimsiler, fiil kök ve gövdelerinden belirli eklerle türetilen ancak şahıs ekleri alarak çekime girmedikleri için yargı bildirmeyen dolayısıyla da bitmemiş fiil niteliğinde olan fiillerdir. Bu özelliği dolayısıyla Zeynep Korkmaz fiilimsileri çekimsiz fiil olarak adlandırmıştır.160 Bazı kaynaklar ise; yatık fiiller,161 şahıssız fiil siygaları,162 fiilimsiler,163 sözdizimsel adlaştırma teknikleri164 gibi terimler de kullanmıştır. Ergin ise, fiilimsi ekleri fiil köklerine kattıkları özel anlamlar belirterek fiilden isim yapma ekleri arasında almıştır.165 Eraslan ise bütün fiilimsileri, ismin fonksiyonlarına katılan bir fiil şekli olduğunundan dolayı isim-fiil olarak adlandırmıştır.166 Genel olarak üçe ayrılan fiilimsiler; cümle içinde isim, sıfat, zarf gibi isim soylu sözcüklerin görev ve özelliklerini taşırlar: 1. İsim-fiil (infinitif, mastar) 2. Sıfat-fiil (partisip) 3. Zarf-fiil (gerundium) 160 Zeynep Korkmaz, a.g.e., s.863. 161 Tahsin Banguğlu, a.g.e., s.419. 162 Jean Deny, a.g.e., § 695. 163 Gürer Gülsevin, a.g.e., s. 121; Haydar Ediskun, Türk Dil Bilgisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1999, s. 246; Kemal Eraslan, Türkçede Fiilimsiler, Ankara: TDK Yayınları, 2004, s. 3. 164 Ömer Demircan, Türkiye Türkçesinde Kök-Ek Birleşmeleri, Ankara: TDK Yayınları, 1977, s. 436. 165 Muharrem Ergin, a.g.e., § 263-316. 166 Kemal Eraslan, Eski Türkçe’de İsim-Fiiller, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1980, s. 1. 98 3.7.1. İSİM FİİLLER İsim fiiller fiillerin isim şekilleridir. Bu sebeple herhangi bir ismin gireceği bütün hâllere girer ve isimlerin aldığı tüm ekleri alırlar.167 Işk-nâme’de tespit edilen isim fiiller şunlardır: -mAK: a. İsimlerde a.a. Yalın hâl yimek (1033), ağlamaú (1034), bağlamaú (1034), istemek (1053), úomaú (1069), uymaú (1069), göçmek (2585), gelmek (5501), gitmek (5501), úoçmaú (6502), úıcıúlamaú (6502), úıcınmaú (6502), gülmek, (6502) oynamaú (6502), inanmaú (6727), avlamaú ü úaçmaú (7457), úılmaú (7713), savaşmaú (8118), vurışmaú (8118). a.b. Hâl ekleri ile saúlamağa (27), seyr itmeğe (997), oturmağile (1122), gelmeğüñüñ lûùfı (2698), yalvarmağile (6237). b. -dUr bildirme eki ile yüklem görevinde Çü geçmekdür bu yurtdan çar ü na-çar (628), Anı terk eylemekdür hem revÀsı (1056), Kişi úoynına úoymaúdur ılanı (1326), Ecel var ise ölmekdür ne çÀre (2640), Hemíşe ùañlamaúdur intihÀsı (2730), Ne dutmaúdur ki yırtaram yaúayı (3308). -mAKlIK: Işk-nâme’de çok sık rastlanılmamakla birlikte şu fonksiyonlarda kullanılmıştır: 167 Gürer Gülsevin - Erdoğan Boz, Eski Anadolu Türkçesi, Ankara: Gazi Kitabevi, 2004, s. 146. 99 a. İsimlerde a.a. Yalın Hâl Delüye pend úılmaúlık ne aããı (1183), Bu ãormaúlıú daòı ölçerdi oduñ (1280), Bu yirde eglenüp úalmaúlıú olmaz / Bu şeydÀdan òaber almaúlıú olmaz (1281), Ecel yirinde durmaúlıú òatÀdur / ÚaøÀ yirini ãormaúlıú òatÀdur (2591). a.b. Hâl ekleri ile Ki red olmaúlığa renc ü ta‘ab ne (70), Ùaleb úılmaúlığa anı yarar mı (1105), Bulışmağa úılur tedbír ile rÀy (1453), Yüzüm dutdum dilek úılmağa senden (1617), Becid gitmekliğe iste yol ara (3958), Siñürmeklikden oldı mi‘de ‘Àciz (6783), Danışmaúlığa bir ruòãat virüñ siz (7575). a.c. İyelik ekleri ile Aña tesbíóüñ eyle dÀ’imÀ iş / Geñez eyle edÀ úılmaúlığı píş (155), Bu birkaç beyti Hurrem diňledi key / Bu yanmaklığı gördi diňledi key (2045), Cihan bir evdür içi tolu mihnet / Kapusı altun açmaklığı zaómet (2562). -mA: Işk-nâme’de yalın olarak kullanılmamıştır : ‘Aceb düşdür ki duş olması yoúdur / Yitikdür isteyüp bulması yoúdur (1045), PiyÀde var iken yürimeye şÀh (3921), Şol iş kim bitmesi Àsan görinür (7717), Yanılması öküş bilmezligi yoú (8679). -(y)Iş Işk-nâmede genellikle iyrlik ekleri ve ilgi hâli eki ile tespit edilmiştir : Dönişi böyledür çaròuñ hemíşe (7220), Gemide úalmamışdur bir úarış yir (5301), Ödin almış idi biliş ü yÀğdın (7403), Ki yüz cÀna degerdi bir baúışı (7356), Göge çıúar iseñ úurtılışuñ yoú / Yire girür iseñ örtilişüñ yoú (7440). 100 3.7.2. SIFAT FİİLLER Sıfat fiiller zaman ve hareket kavramı taşıyan ama isim gibi kullanılan fiil şekilleridir. Sıfat fiil ekleri esas olarak geçici isimler yaparlar ancak kalıcı isimler yaptıkları da görülür. Sıfat fiil ekleriyle türetilen kelimeler fiillerin zamana bağlı sıfat ve isim şekilleridir. Bunlar isim gibi çekilebilirler. Cümle içinde yalın, çokluk, iyelik veya hal ekleri almış olarak bir isim, sıfat gibi kullanılabilirler. Eski Türkiye Türkçesindeki sıfat-fiil ekleri şunlardır: -dUk, -mIş, -An, -r;-Ar; -Ur, -mAz, -AcAk, - AsI, mAlU.168 Işk-nâmede tespit edilen sıfat-fiiller şunlardır : Geçmiş zaman ifadeli sıfat-fiiller -dUK : a. İsimlerde a.a. Yalın hâlde CihÀnda olmaya söylenmedük söz / Güzel yoúdur kim anı görmedi göz (492). a.b. Hâl ekleriyle -dUk sıfat fiili -dA ve -ÇA hâl ekleriyle birleşerek zarf fiil görevini yapmaktadır. Bunlar zarf-fiiller kısmında ayrıca gösterilmiştir. MezÀd olduúda úılmañuz ferÀmÿş (206), Bu úamu didügünden baña maúsÿd (468), Ki gördükde anı oda yanam ben (2386), Gemi ‘azm itdügini gördi Úayàan (4529), ÒayÀlüm irdügine irmiş idüm (4143), Kişi ãanmaduğına uğrar olur (4017). a.c. İyelik ekleriyle Işitdügi sözi dise eyüdür (444), Eğer ben gördüğüm görse (g)özüñ bil (1114), úulum didüñ yabana atduğuñ ne (3005), Bile yalvarduğuñ kibr ide vü nÀz 168 Mustafa Özkan, a.g.e., s. 148. 101 (3020), Gemiden çıúduğumuz óÀli gözle (7631), Añardum sürdüğüñ àurbet demin ben (8337). b. Sıfat olarak Düzerdi şi‘re gördügi zavÀlin (4264), Varalum görelüm yatdugı yiri (5522), Ağuña düşmedi istedügüñ úuş (6684), Ki Allah úılduğı iş yigirekdür (7022). -mIş : Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda kullanımı tespit edilmiştir : a. İsimlerde a.a. Yalın hâle Yağı getmiş çıraú gibi söyündüm (3001), Unıdılmış suçımı yÀd úılmaú (3150), şeşilmiş ipi sen bağlama dügme (5382), Bu ölmiş cânuma irdüñ mededsin (6769), Bu azmış iş(i) bir gün öñdin oñar (8275). a.b. Hâl ekleri ile Yazılmışdan bozulmaz noúùa-i óarf (7628), Diríğ eylemeyelüm ãusamışdan (7784), Güce uğramışuñ derdi óaúúı içün (8670). a.c. İyelik ekleri ile äınanmışı daòı bir şınamaú yoú (3332), Bırağur yire dayanmışı fi’l-óÀl / ÚaøÀ uyıdur uyanmışı fi’l-óÀl (6911), Iraú düşmişler içün sevdüginden / ZiyÀn itmişler içün ivdüginden (8667). b. Edatlarla Egilmiş gül budağı gibi úaddi / äaru nesríne dönmiş tÀze òaddi (1740) Söyünmüş mum içün pervÀne olma / Úoàıl dív işini dívane olma (1795) Iraú düşmişler içün sevdüginden / ZiyÀn itmişler içün ivdüginden (8667). 102 c. Sıfat olarak Bu dünyÀ didigüñ bir yaşamış úız (315), Benüm baúma bu geçmiş sözlerüme (3328), äuãamış òÀùıra kevåer úarışdı (3654), Dizilmiş bÿstÀnum mürde oldı / Açılmış güllerüm pejmürde oldı (7097), Uyımış zihnimü ‘aúl ile uyar (8184), Úaramış gövdeye ‘imÀn virürsin (8623). Geniş zaman ifadeli sıfat fiiller -GAn / -An : Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda kullanımı tespit edilmiştir : a. İsimlerde a.a. Yalın Hâl Susayan düş su içse úanar mı (1101), RevÀn aúan suya döndi revÀnı (1025), Ki hicr ile geçen ‘ömrüm telefdür (2323), äınayan böyle didi ehl-i óikmet (2628), Tatar idi savaşàan ü çığıràan (4476), Ki yügrük yürügen ola vü oñat (4871), ‘Aceb kim ola bu úapuyı açan (2472), a.b. Hâl ekleri ile Bu yiri görene dirler hemin ÿlu’l-ebãÀr (1127), Tenine úurt düşenüñ ãabrı óaúúı (8630), Yanar oda düşenüñ ‘ismeti’çün (8632), CevÀhir bulana sunma ‘aúíúi (4392). a.c. İyelik ekleri ile CemÀli sevgeni olmış muóaúúar (6608), Úalanı gördi bir kezden (3974), gülenler úarşusunda bülbül idüm (4132), Görenler aña dürdür dirler idi (6441), Aña perhíz idenler merd degüldür (6448). b. Sıfat olarak Felekden saçılan Mengü Suyı’n yir (3349), Neñ olur ol evüñde oturan úız (4337), Yanan mum şu‘lesi ayyÿúa ağmış (6419), İçüñde yanan tiz közler içün 103 (6687), Yüriyen devletim yine çevürdüñ (7795), Úınamaya geçen suç içün anı (8216). -r / -Ar / -Ur : Işk-nâme’de çok fazla rastlanmayan bu ek, şu örneklerde tespit edilmiştir : CihÀnı ùÀze úıl görin göze el / Su sep içindeki yanar köze gel (3627), Geçen geçdi gelürden yok òaberçün / Pes imdi dem bu demdür olma maózÿn (4835), Görürem ãaru yÀúut oldı lâ‘lüñ / Yanar oda düşüp úızardı na‘lüñ (6617). -mAz : Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda kullanımı tespit edilmiştir : a.İsimlerde a.a. Yalın hâl ... almaú úolaya düşmez olur / ZemÀne fikr ile uyışmaz olur (2463), a.b. Hâl ekleri ile Benüm bilmezligümden Àh yüz Àh (3330). a.c. İyelik ekleri ile Benüm bilmezligümden Àh yüz Àh (3330), Bilürsin kim anuñ bilmezliği çoú / Yanılması öküş bilmezliği yoú (8679). b. Sıfat Yaramaz kişi òo tebdíl úılmaú (5156), ÓayÀl ile uyımaz gözler içün (6687), äanasın kim kesilmez bir ùÀmardı (7123), Yaramazlıú úapusın yapavuz biz (8540). 104 Gelecek zaman ifade eden sıfat-fiiller -AcAK : Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda kullanımı tespit edilmiştir : a. İsimlerde a.a. Yalın hâl Daòı úalmadı bizde hiç ãatacaú / Yirümüz òod mu‘ayyen yoú yatacaú (7216) b. Sıfat Olacaú işe tanıúlıú virür dil (3871), Duracaú yir degül durma bu ara (3958), Bilüñe sıgacak iş itmedüñ sen (4007), Olacaú nesne hiç añÀ irişmez (4018), Felek yağduracaú yire úaøÀyı (4171), Ölecek suç degül úan itme nÀóaú (5157), Budur ısmarlayacaú saña sözüm ısmarlayacaú saña sözüm (6038), Olacaú nesne olur eylemez fark (7617). -AsI : Işk-nâme’de çok fazla rastlanmayan bu ek, şu örneklerde tespit edilmiştir : Ki bünyÀd idüben çıúasını gör / Ki yir altında yatur úısuban gÿr (351) Didi äÀrım ki ‘ışú içümde işler / Ne olası Àòir bellidür işler (4343) -GAn: Işk-nâme’de bir işi çok ve sık yapanı ifade eden fail isimleri yapan örneklerde tespit edilmiştir : a. İsimlerde a.a. Yalın Hâl Tatar idi savaşàan ü çığıràan (4476), Ki yügrük yürügen ola vü oñat (4871), a.b. İyelik eki ile CemÀli sevgeni olmış muóaúúar (6608), 105 3.7.3. ZARF FİİLLER Zarf fiiller, şahıs ve zaman belirtmeyen sadece hareket kavramı ifade eden fiil şekilleridir. Zarf fiiller cümlede yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayarak zarf olarak kullanılırlar. Zarf fiiller fiillerin zarf şekilleridirler; isim veya filil gibi çekime girmezler. Zarf fiillerin isimleşme eğilimleri sıfat fiillere göre azdır. Bununla birlikte kalıplaşarak edat durumuna geçenler de vardır (göre, öte, doğru, ötürü vb.). Eski Türkiye Türkçesinde kullanılan başlıca zarf fiil ekleri şunlardır: -A, -AlI, -ArAk; UrAk, -dUkçA, -dUkdA, -I; -U, -IcAk/-IcAğIz, -IncA, - iken, -ken, -mAdIn, -Up, -UbAn; -UbAnI; -UbAnIn.169 Işk-nâme’de tespit edilen zarf-fiiller şunlardır: Durum bildiren zarf-fiiller -A : Işú-nâme’de şu fonksiyonlarda tespit edilmiştir : a. « -arak, -mak için, -mak suretiyle » anlamlarında tarz ve gaye ifade eden bir hÀl zarfı olarak kullanılmıştır : Çü bi-smi’llâh diye vü başlaya dil (1). b. Tekrar gurubu oluşturarak hâl zarfı göreviyle kullanılmıştır : Lâùif Tÿbí budağın duta duta (2375), Süridiler ol iti ite ite (2486), Anı bilür kim içe sile sile (2741), Gemi üstine indi duta duta (4473), Köyüñ úavmi úıra úıra ınıúdı (4636), İçü ve taşı yana yana virüñ (7707). c. Birleşik fiil teşkilinde kullanılmıştır : çıúa gel- (4634), uzana gel- (7870), yıúa gör- (8351). ç. Kalıplaşarak edat olarak kullanılmaktadır. Velí eglenme bunuñla yana gel (4765), Ogurlayın yine yol gözlemensiz (4834), FerÀàat yine varuñ odañuza (4926), Yine döndürdi Şah’dın yaña maòmil (6612). 169 Mustafa Özkan, a.g.e., s.151-154. 106 -UrAK / -ArAK : Işk-nâme’de şu fonksiyon tespit edilmiştir : Esas olarak tarz ifade eden bir durum zarfı olarak fiile bağlanmıştır : Soraraú (2583), deñleyürek (2657), süriyürek (4490), seyr eyleyürek (5816). -I /-U : Işk-nâme’de şu fonksiyonlarda tespit edilmiştir : a. Birleşik fiil yapımında kullanılmıştır : Açıvir- (135), süriyü gel- (218), yalvaru gel- (219), örüdur- (2745), deprenübil- (5920), bulımadum (6975), úılıbil- (7685). b. Tekrar gurubu oluşturarak hâl zarfı göreviyle kullanılmıştır : Kim işüñ oña durur varı varı (2046). c. Kalıplaşmış edat olarak kullanılmıştır. Daòı ol bir siñek kim dirler aru (46), Úaøa oúına úarşu durmaú olmaz (2588), Gel imdi iste dur eyvÀna úarşu (5395), Neçün ayru ola óÿrí melekden (6589), Daòı àurbet odı söyünmedi mi (6623). -(i)ken : Işk-nâme’de i- fiilinin zarf fiili şeklinde tespit edilmiştir : Aşaú söz söyler iken ola tannâz (3020), Tenûr ıssıyiken úılduñ yine serd (3273), Başuma düşdi hiç geçmezken ögden (4974), MecÀzuñ külli olmışken óaúÀyıú (6615), Bu resm ile sevinürken bu baòta (6944), Bir iki gün gemi òoş òoş giderken (7076). Zaman bildiren zarf-fiiller -IncA : Işk-nâme’de « -dığı zaman, -IncAyA kadar » anlamlarında zaman ifadesiyle kullanılmıştır : -dığı zaman anlamını verenler : 107 Seóer olub(an) uyağınca mehtÀb (445), Yürimeyince kÀğıd üzre òÀme (4027), äabÀ tÀ esmeyince gül açılmaz / äadef açılmayınca dürr saçılmaz (4028), -IncAyA kadar anlamını verenler : Elüñ dutsuñ Çalab dünyÀ durınca (4110), Gerek tapuñda dâ’im görüneydüm / Ölince bu kapuda sürüneydüm (5201), Senüñven tÀ ölince gitmeyem ben (4381), Yiyeler içeler bulınca ãıóóat (5893), Dükenmez óaşr olınca bu rivÀyet (6382), Sürince Hind alayın(ı) şehr-i Çín (6503), Ki diri oldığınca şükr ide ol (8345). -mAdIn : Işk-nâme’de « -madan önce, -maksızın » anlamlarında kullanılmıştır : ÚÀbile göçmedin biz göçtük imdi (3564), Giderlerdi dün ü gün durmadın híç (3965), Su almadın segirdü geldi ŞÀh’a (4322), Kim işler durmadın dÀ’im mükedder (4575), NigÀrın úılmadın perhíz ü ihmÀl (6766), Henÿz olmadın oldum ol yalancı (7580), Sikender gibi zaòmet çekmedin ben / Suya balçığa batup çökmedin ben ; İrişdüm Òıør gibi mu‘cizÀta / Degürdüm dudağum Áb-i Óayat’a (8068-69). -mAzdAn öñ: Işk-nâme’de -mAdIn ekinin fonksiyonuyla kullanılmıştır: Ölüm irmezden öñ irdi elem uş (2161), ZemÀn almazdan öñdin intiúÀmı (2234), Elüm vurmazdan öñ úapuña tíşe (2652), HelÀk olmazdan öñ oldı mülÀúat (5954), Ölüm olmazdan öñ maúãÿda irdüm (8062), Bu varmazdan öñ irdi ol ùapucı (8188). -AlI / -el(i)den: Işk-nâme’de “-dığından beri“ anlamını vermiştir: Muvaóóidven doğalıdan muvaóóid (245), Bu ‘ışú síneme sikke vuralı iñilerem (2667), Görelden bu mekÀnı vü cihÀnı (3384), Olalıdan şehenşahlığı çağı (4589), Elüñe vireliden devr ruòãat (8535), Bi-óamdi’llÀh olalıdan şehenşÀh (8536). 108 -IcAK: Işk-nâme’de “…ınca, -dığı zaman, -dığı sürece, -dığı müddetçe“ anlamlarında zaman ifadesiyle kullanılmıştır: Uyanıcaú yavu úıldum ben anı (1041), Ele cÀn giricek cismi n’iderler / RiyÀset olıcak resmi n’iderler (2366), Göricek Ferruò’ı ÒÀdim yüridi (2482), Sögüdi besleyicek nÀr bitmez (7627). -dUKçA: Işk-nâme’de “…ınca, -dığı zaman, -dığı sürece, -dığı müddetçe“ anlamlarında zaman ifadesiyle kullanılmıştır: Diri olduúça òoş geçmek gerekdür (378), Güci yitdükçe úılur ol óamiyyet (419), Òaber olmaz eşitdükçe óaúíúat (1052), İki gün gitdi at yitdükçe güci (3982), Felek olduúça gerdun çerò gerdÀn (4596), Ki gün geçdükçe olur ol digergun (5231), Budur ŞÀh’um úılıbildükçe úıl Àl (6190). -dUKdA Işk-nâme’de “…ınca, -dığı zaman, -dığı sürece, -dığı müddetçe“ anlamlarında zaman ifadesiyle kullanılmıştır: Ciger úanın su yirine úanam ben / Ki gördükde anı oda yanam ben (2386), Úamular uyúıya varduúda nÀgÀh / Göñüldük olmadın hiç kimse ÀgÀh (6842), Ele alduúda yine iki üç yüz / Düzerdüm beyti günde hiç gümansuz (8690). -dUklAyIn: Zaman görevindeki zarf fiillerden biri olan bu morfem sık kullanılmamakla birlikte Işk-nâme’de şu beyitte tespit edilmiştir: Çeri öñinde úonmışdı Ġażanfer / Boşanduúlayın (ol) mansÿr leşker (6302). - dUğIncA: Zaman ifade eden bu morfeme de Işk-nâme’de sık rastlanılmamıştır: Didi Şeh düriş olduğınca imkan / Ki bu derdümüze irişe dermÀn (859) 109 HümÀ’ nuñ beñzi varduğınca saru / Olup kalmadı et cisminde yaru (1075) Bağlama görevindeki zarf-fiiller -Up: Işk-nâme’de bağlama fonksiyonunda kullanılmıştır: Çıúup seyr itmege çün oldı meşàÿl (997), Yitikdür isteyüp bulunması yoúdur (1045), Oúıyup bu ebyÀtı oldı şeydÀ (1130), Girüp çıúduğı yaraşsun úapuña (2505), Úuşanup ‘ışúa bil her kim úoşa baş (3031), Kim işidüp baña yÀrím úılısar / Yanumca yüriyüp zÀrí úılısar (4166), Úoçısup sarmaşup uyışdı bunlar (6051), úıvanup (6387), Eger ol ölmeyüp olaydı óÀøır (7054). -UbAn: Işk-nâme’de tarz, zaman ve şart ifadeleriyle bağlama fonksiyonunda kullanılmıştır: Seóer oluban uyağınca mehtÀb (445), Edeb birle dönüben didi DÀye (1048), Ùolaşdılar girüben cÀmeòÀba (3397), Elüme aluban uş başumı ùop (4174), Sevinüben yirinden durdı ‘Ádil (4404), Gerek varuban ol işde bulasın (6241), Ne ÀrÀm eyleyüben diñlenürdüm (6822). 110 4. SONUÇ Bu çalışmada Eski Türkiye Türkçesi döneminin şekil bilgisi (morfolojik) özelliklerini tamamiyle yansıtan Işk-nâme adlı eseri inceledik. Bu eserin tüm kelimeleri fişlenerek yapı bilgisi bakımından tahlil edilmiş, daha sonra klasik dil bilgisi kitaplarındaki plana uygun olarak tasnif edilmiş; çekim ve yapım eklerinin kullanılış özellikleri ve fonksiyonları değerlendirilmiştir Işk-nâme’nin XIV. y.y. Türkiye Türkçesinin yapı bilgisini sağlam bir şekilde temsil eden, tarihsel Türkiye Türkçesi araştırmaları için zengin veriler sunan bir metindir. Biz bu verileri kolay ve sağlıklı bir kullanıma imkân sağlayacak bir plan çerçevesinde sunmaya gayret ettik. 111 5. KAYNAKÇA Aksan, D. yönetiminde Atabay N.-Kutluk, İ.-Özel, S., (1983), Sözcük Türleri,TDK Yayınları, Ankara. Ayverdi, İ; Topaloğlu, A., (2007), Türkçe Sözlük, Kubbealtı, İstanbul. Banguoğlu, T., (2000), Türkçenin Grameri, TDK Yayınları, Ankara. Bayraktar, N., (2004), Türkçede Fiilimsiler, TDK Yayınları, Ankara. Canpolat, M. “Eski Anadolu Türkçesinde Belirtme Durumu“, DTCF Türkoloji Dergisi, X 9-11), Ankara Üniversitesi Dil Tarih, Coğrafya, Fakültesi Yayınları, Ankara. Çağbayır, Y., 2007, Ötüken Türkçe Sözlük, 5 cilt, Ötüken Neşriyat, İstanbul. Çelebioğlu, A., (1999), Türk Mesnevî Edebiyatı (XV. Yüzyıla Kadar), Kitabevi, İstanbul. Demir, N.; Yılmaz E., (2003), Türk Dili El Kitabı, Akçağ Yayınları, Ankara. Deny, J., (1941), Çev.: Elöve, U., A., Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi), Maarif Matbaası, İstanbul. 112 Develi, H., (1998), “Mi‘râc-nâme“, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, İstanbul Film Merkezi, İstanbul. Devellioğlu, F., (1993), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara. Dilçin, C., (1983), Yeni Tarama Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara. Duman, M., (2000), Vasiyyet-name, R Yayınları, İstanbul. Duman, M., (2008), Makaleler Eski Türkiye Türkçesinden Osmanlı Türkçesine, Kesit Yayınları, İstanbul. Duran, S., (1956), “Türkçede Cihet ve Mekan Gösteren Ek ve Sözler“, TDAY Belleten, TDK Yayınları, Ankara. Ediskun, H., (1985), Türk Dilbilgisi, Remzi Kitap Evi, İstanbul. Eraslan, K., (1980), Eski Türkçe’de İsim-Fiiller, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul. Ercilasun, A. B., (2006), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara. Erdal, M., (1991) Old Turkic Word Formation, Vol-I-II, Wiesbaden. 113 Eren, H., (1999), Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, Bizim Büro Basım Evi, Ankara. Ergin, M., (2000) Türk Dil Bilgisi, Bayrak Yayınları, İstanbul. Gabain, A. Von, (1953), “Türkçede Fiil Birleşmeleri“, TDAY Belleten, TDK Yayınları, Ankara. Gabain, A. Von, (1995), Çev. : Akalın, M., Eski Türkçenin Grameri, TDK Yayınları, Ankara. Gülensoy T., (2007), Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi I-II, TDK Yayınları, Ankara. Gülsevin, G., Boz, E., (2004) Eski Anadolu Türkçesi, Gazi Kitabevi, Ankara. Gülsevin, G., (2007), Eski Anadolu Türkçesinde Ekler, TDK Yayınları, Ankara. Hacıeminoğlu, N., (1968), Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i ve Dil Hususiyetleri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul. Hatiboğlu, V., (1972), Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara. Karadoğan A., (2001), “Eski Anadolu Türkçesinde Yuvarlaklaşan Ekler“, TDAY Belleten, TDK Yayınları, Ankara. Karahan, L., (1996), Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, TDK Yayınları, Ankara. 114 Kaşgarlı Mahmud, (2006), Çev. Atalay, B., Divanü Lûgati’t- Türk I, TDK Yayınları, Ankara. Korkmaz, Z., (1958), “Türk Dilinde +ça Eki ve Bu Ek ile Yapılan İsim Teşkilleri Üzerine Deneme“, TDAY Belleten, Ankara. Korkmaz, Z., (1968), “-ası / -esi Gelecek Zaman İsim-Fiil (Participium) Ekinin Yapısı Üzerine“, TDAY Belleten, TDK Yayınları, Ankara. Korkmaz, Z., (1973), Sadru’d-din Şeyhoğlu Marzuban-name Tercümesi, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültei Yayınları, Ankara. Korkmaz, Z., (1995), “Anadolu Yazı Dilinin Tarihi Gelişmesinde Beylikler Devri ve Türkçesinin Yeri“ Türk Dili Üzerine Araştırmalar, I, TDK Yayınları, Ankara. Korkmaz, Z., (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), TDK Yayınları, Ankara. Korkmaz, Z., (2005), Türk Dili Üzerine Araştırmalar I-II, TDK Yayınları, Ankara. Köktekin, K., (2007), Yûsuf-ı Meddâh Varka vü Gülşah, TDK Yayınları, Ankara. Köprülü, F., (1929), “Gazneliler Devrinde Türk Şiiri“, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, VII/2, İstanbul. Köprülü, F., (1980), Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul. 115 Kuznetsov, Petro İ., (1995), “Türkiye Türkçesi Morfoetimolojisine Dair“, TDAY Belleten, Ankara. Mansuroğlu, M., (1958), “Türkçe’de -gay/-gey Eki ve Türemeleri“, Jean Deny Armağanı,TDK Yayınları, Ankara. Özkan, M., (2000), Türk Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, Filiz Kitabevi, İstanbul. Sev, G., (2007), Tarihî Türk Lehçelerinde Hâl Ekleri, Akçağ Yayınları, Ankara. Şahin, H., (2003), Eski Anadolu Türkçesi, Akçağ Yayınları, Ankara. Tekin, Ş., (1976), “Eski Türkçe“, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara. Timurtaş, F. K., (1976), “Eski Anadolu Türkçesi“, Türk Dünyası El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara. Timurtaş, F., K., (1981), Tarih İçinde Türk Edebiyatı, Vilayet Yayınları, İstanbul. Timurtaş, F., K., (1994), Eski Türkiye Türkçesi, Enderun Kitabevi, İstanbul. Yelten, M., (1999), “Işk-nâme“, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 19. C., Diyanet Vakfı Neşriyat, İstanbul. 116 Yüksel, S., (1965), Mehmed Işk-nâme, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara.